Kitabı yıllar önce yeni yerli polisiye yazarları tanıma hevesi içindeyken, ödüllü(!) olduğu için almış fakat okuyamamıştım. Şimdi okuyunca beni neyin alıkoyduğunu anladım. Kitapta bir aksiyon var evet ama ne sebep sonuç ilişkisi ne de karakterlerde duygusal derinlik var. Üstelik yaşanan olayların gerçek hayatla uyumu da yok denilecek kadar sığ. Hele yazarın hemcinslerine takındığı zorbalayıcı dili tam bir hezeyan. Basım yılı da 2015 olması ve bir tarafı böyle zorbalarken cinsiyetçi tercihlere aşırı saygılı olması da yazarın derdinin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu düşündürüyor.
Kitaptaki gerçek hayat uyumsuzluğuna birkaç örnek: (Spolier sayılmaz)
- Roman, ana karakterimiz Nihal’in kocasının cesedini evinin mutfağında bulmasıyla başlıyor. Aynı Nihal koruma polislerine olaydan sadece iki-üç gün sonra aynı mutfakta çay ikram ediyor. (Olay yerinin kovuşturma sırasında açılmasına mı, kadının psikolojine mi şaşırmalı bilemedim.)
- Yine Nihal olayın ertesi günü işe gidiyor kafa dağıtmak için (eşi için tüm herkesi silmiş, onun için birçok köklü değişikliklikler yapmış saplantılı bir aşık)
- Otuzlu yaşlarda olduğunu söylediği Hakan komiserin emekliliğine 4-5 ay gibi bir sürenin kalması. (20 yıllık memuriyet süresi göz önüne alındığında 10 ila 19 yaş arasında göreve başlaması gerek)
- Neden var oldukları belli olmayan gereksiz bir sürü özel hayat detayı vs vs.
Kitapta zorbaca bulduğum birkaç alıntı:
“Yani eşarp mutlaka namuslu ve dindar ancak biraz aptal ve biraz erişilmez, biraz cahil ve biraz mesafeli kılıyordu insanı muhatabının gözünde.” Sayfa 114
“Mehtap hanım kırmızı yanaklı, iri kemikli bir kadındı. … Terk edilmiş normal bir ev kadını gibi epeyce balıketine dönüşmüştü.” Sayfa 29
Yarım kalmasın diye okudum. Yazarın diğer kitaplarını okumayı düşünmüyorum.