Bu sözümü unutmayın Mr. Dedalus dedi. İngiltere, Yahudilerin eline geçmiş durumda. En yüksek makamlarda: Maliyesinde, basınında...
Bir milletin çöküşünün işaretleridir bunlar. Nerede toplansalar o milletin hayatiyetini yiyip bitirirler. Yıllar önce, işin bu noktaya gelebileceğini öngörebiliyordum.
Bizim şu anda burada olduğumuzdan nasıl eminsem, Yahudi tüccarların yıkıcı faaliyetlerle meşgul olduklarından da o kadar eminim.
Eski İngiltere ölüyor...
— Hızla aşağı doğru adım attı, masmavi gözleri geniş bir güneş ışığı huzmesinin içinden geçerek canlandı. Yüzünü çevirdi ve geri döndü.
— “Ölüyor” dedi. Eğer ölmediyse...
Bir sokaktan bir sokağa çığlığı fahişenin
Dokuyacak kefenini eski İngiltere’nin
Söylediklerinin cezbesine kapılarak altında durduğu gökyüzüne müsamahasızca baktı.
— Tüccar dediğiniz, ister Yahudi olsun ister diğer milletlerden olsun, ucuza alıp pahalıya satan kişi değil midir?
— Onlar, nura karşı günah işlediler dedi Mr. Deasy ağır bir ciddiyetle. Gözlerinde karanlığı görebilirsiniz. İşte bu sebeple hâlâ dünyada yersiz yurtsuz dolanıp duruyorlar.
Paris borsasının basamaklarında altın tenli adamlar, mücevherli parmaklarıyla fiyat kotasyonları veriyorlar. Kazlar gibi gürültü çıkarıyorlar. Tapınağın etrafına abes tavırlarla, gürültüyle üşüşüyorlar. Kafalarına beceriksizce geçirdikleri o silindir şapkaların altında kırk tilki dolaşıyor. Kendilerine ait değil: Ne giydikleri, ne dilleri, ne jestleri. Kocaman, ağırkanlı gözleri sözlerini yalanlıyor. Jestleri kibar ama etraflarını sarmış olan kinin farkındalar ve tüm emeklerinin boşuna olduğunu biliyorlar. Biriktirip istiflemek için boşuna sabrediyorlar.
Kuşkusuz, zaman hepsini savuracak. Yol kıyısına yığılmış bir stok: Yağmalanmış ve paylaşılıyor. Gözleri, gezginlikle geçen yılların bilincinde,