Bundan yıllar yıllar önceydi, bir televizyon programında seyretmiştim.
Bir genç kız evlilik yapıyor, hamileyken sair sebeplerden dolayı boşanmak istiyor.
Almanya’da bir lise müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş:
Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları,
iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar,
işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler,
lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.
Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.
Sizlerden isteğim şudur: Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma-yazma, fen, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa, ancak o zaman önem taşır.
“Televizyonu aç > kanalları gez > yeni gelin > istanbullu gelin > gelinim mutfakta > düğünümüz var > misafirim var > televizyonu kapat.
Bir kitap alın, yediye bölün. Her akşam dizi seyretmek yerine bir bölümünü okuyun. Haftada bir, yılda elli iki kitap. Değişim böyle başlar.”
Sabahattin Ali şu muazzam cümleyi kurmuş: "Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel ya da kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için 'en' değilim, 'daha' değilim. Bu devasa iddiasızlığın verdiği özgürlüğün hastasıyım..."