"Yapabileceğin tek şey var, Ona sığınıyorsun: Üstüne basmamak için daima kuyruğu kollamak. Böyle böyle yapışıyor yakana mutluluğunu bağladığın kişilerin yüzlerini okumak ,belanın ayak seslerini öteki köyden tanımak. Aman kimsenin kuyruğuna basmayayım diye fırıldak olup çıkmak sevildiğinden emin olma duygusunu hiç tanımadan gitmek." Böyle yazıvermişti 6 dakikada yazılacak bir yazının son kısmında. Bu kadar kısa sürede yazılan bir yazının içinde şu cümle nasıl kuruluverir diye hayret ederken şunu görüyorum aslında. Kendi ile meselesini hiç terk etmemiş bir kalem bu. Yadsımamış,kendini kazmış. Ve bu kazış her satırda öyle hissediliyor ki. Çoğu kez akıl almaya gittiğim bir ablammış gibi okudum satırları. İçim titredi, bazı yerlerde boğaz düğümlendi, göz yaşardı. "O harcayamaz. Üstünü çizemez,görüşmüyorum diyemez yok sayamaz. Balkondaki saksıda donup kalmış bir sardunya kökünü bile yaşatmaya çalışan biridir o,koskoca insanı nasıl çıkarıp atsın hayatından?" diyordu bir yazıda. "Belki kendimi olduğum gibi kabul edebilirsem insanları da oldukları gibi görebilirim" Kendini ilmek ilmek çözerken vahyin ışığı ve Rasul'ün örnekliğini de üzerine ekleyince böyle hikmetli satırlar ortaya çıkmış anlaşılan.Baş ucu kitabım öğrenciyken vardı. Tarık Tufan'ın Kraliçe'nin pireleri... Şimdi 6 dakikada yazılmış şu kısa denemeler bana her gece yudumluk olacak.
#mavitulbentokuyor