O hâlde ölüme hazırlanmak, Allah’ı sürekli hatırda tutup dünya tutkusunu içimizden atmak, organlarımızı günah işlemekten, zihnimizi günah düşünmekten korumak; elimizden geldiğince günahları ve günahkarları izlemekten sakınmak gerekiyor; çünkü bu izleme de insanın
kalbini etkiler, aklını fikrini çeler. Yapmamız gerekenleri erteleyip,
"Sona doğru hazırlıklarımı yaparım” demekten özellikle sakınmalıyız. Çünkü aldığımız her bir nefes son nefesimizdir; zira
nefesi aldığımız anda ruhumuz bizden ayrılabilir. Onun için uyanıkken böyle olmalıyız. Uykuya yatarken ise, kesinlikle
dışımızı ve içimizi arındırarak yatmalıyız; uykunun bastırdığı an, Allah'ı zikretmenin de en yoğun olduğu anımız olmalıdır. Burada
dilin zikrini kastetmiyorum; çünkü yalnızca dilin hareket etmesinin etkisi zayıf olur.
Allah'tan bize kabul edeceği bir tövbe nasip etmesini dileriz;kalplerimizin gizliliklerini tövbeye istekli kılmasını niyaz ederiz.
Allah bizi, tövbe diye sadece dilimizi hareket ettirmekle bırakmasin; yoksa konuşan ama yapmayan, duyan ama kabul etmeyen biri
oluruz. Vaaz ve nasihat dinlerken ağlıyoruz ama dinlediklerimizi
yapma zamanı geldiğinde tersine davranıyoruz. Bundan daha
büyük bir nasipsizlik alameti yoktur. Yüce Allah'tan, lütuf ve keremiyle bize yardım etmesini, doğru yolu göstermesini niyaz ederiz.
Toplumun her bireyi, hakkaniyetin iş gördüğü bir toplumun parçası olduğunu düşündüğünde özgürdür ve yaşadığı toplumun gerçekten kurucu bir parçasıdır. Hakkaniyetin çalışmadığı, liyakatin esas alınmadığı, kayırmacılığın işlediği toplumda yaratılan ilk travma, o insanların kendilerini toplumun kurucu parçaları olarak görmemeye başlamalarıdır. Yabancılasma olarak adlandırılan bu durumda bireyin, ümit ettikleri ile bunları gerçekleştirmesi için kendisine sunulan fırsatlar arasındaki uçurumu fark ettiği anda hem kendisi hem de parçası olduğu toplum için tehlike çanları çalmaya başlamıştır. 'Ümit edilenler ve bunları gerçekleştirecek fırsatlara sahip olma’ arasındaki mesafenin uçurum düzeyine vardığı toplumlar, radikalleşmeye, suç ve şiddete en meyilli toplumlardır.
İnsanlara, egemen kötülükle-
ri sonlandıracak iyiliklerin müjdesi verilmekte, insanı yeniden
doguşa hazırlayacak güvenli mekanların ardına düşülmektedir.
Böylece sabitlenmiş, ufuksuz bir İslam tasavvurunun karşısına,
bilinmeyene dönük düşüncenin merakı ve hararetiyle devinen
dinamik ve aktif bir İslam tasavvuru çıkarılmaktadır.
Kur'an'ın insanlarla buluşturduğu bu ufkun ana amacı; insanı onur, barış, hakkaniyet ve adaletin hükmünü icra ettiği zaman ve mekânların şahidi yapmaktır. Bu yeni ufukla Kur'an,güçlü bir biçimde yeniden doğma özelliğinde olan geçmiş düşünce ve ideallerin esaretinden insanı kurtarıp, onu kendi elleriyle kuracağı bir dünyanın aktif öznesi olmaya çağırmaktadır:
Ruhu ve yüreğiyle kendi var edeceği dünyanın öznesi olmaya.