Ahmet Murat bize şehrin dönüşümünü anlatıyor,bir satırda binbir hikmetle. Bazen yazmayı unutmuş bir halkın trajedisi ile bazen evlatları tarafından aranıp sorulmayan bir anne ile. Bazen de değişen hayata uyumlanamamış din dilini eleştiriyor. Kendi dil konforlarından çıkamamış din anlatıcılarının,peygamberlerin hep en zorlu muhataplara gönderilişini unutarak,yine cami cemaatine ,her defasında alacakları tasdik ve baş sallamalardan emin olarak anlatan ilahiyatçıları alıyor kaleme. Bir şehri şehir yapanın bürokratından,esnafına,evin kadınından cami avlusundaki gencine kadar irfan dolu geniş yelpazesini tekrar hatırlatıyor. Kültür işlerini hep kelli felli kravatlılara sormanın bedelini ödediğimizi söylüyor. İsmet Özel Sezai Karakoç gibi isimlerin dergi çıkartıp yayınevi kurduğu yaşlarına bakıp günümüzle kıyaslama yapıyor. Gençlerimizin fikrine,fırçasına,sesine ses vermedikçe kravatlılarla bu işlerin güdük kalacağını anlıyoruz satırlarından. Ahmet Murat,bize şehrin türkülerinden,sularına,yollarına,otogarlarına değin bir nüfuzun sahiciliğini ve sıcaklığını hem tavsiye edip hem de hissettiriyor. Belki de üzülmeliyiz birkaç sene arayla tekrar tekrar okunup silkeleneceğimiz bir kitap. En azından ben öyle yaptım.