Derin nefesler alıyorum, yutkunamıyorum, boğazım düğümlü. " Bu acının bedenimdeki yerini tesbit etmeye çalışıyorum kaynağı tam olarak neresi? Şimdi göğsümün derinliklerinde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor aslında göçebe bir ağrı. Şimdi yukarıda, boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. Şu an hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi yutması zor" diye tarif ediyor yazar acısını şu an tam olarak onun kelimeleriyle ifade edebilirim. Yutkunamıyorum, dilimde kekremsi bir tat..
Kitabın bir babanın ölümü, yası tarif ettiğinin bilincinde başladım. Babamı kaybedeli artık beş yıl oluyor canım o kadar acımaz diye düşündüm ama hiç öyle olmadı. Yazarın anlattıklarına empati kurma ihtiyacı duymadan empati kurdum, çünkü o yoldan geçmiş hissettiği o tarif edilemez yarımlık yitiklik hissini yaşamıştım. Bir noktada herkesin böyle durumlarda aynı yolu yürüdüğü, o evrelerden geçerken delirmediğimi aslında bunun normal bir süreç olduğunu gördüm aslında bunun öğretisi için elim bu kitaba gitmişti. Ama bana yara bandı olurken yaramın kabuğunu soyarken de içimin acıyacağını izini hep taşıyacağını düşünmemiştim. O yüzden ağladım, çok fazla... Bana çok fazla şey hatırlattı, acının içinden geçtiğim o ilk evreyi, ve aslında düşündüğüm kadar iyileşmemiş olduğunu görüyorum iyileşmiş gibi davranmışım. Sanki kaybım yeniymiş gibi, hem kendime hem yazara hem de bir parçası yitik hisseden çocukluğunu kaybeden herkes için...
Bir çok açıdan yazarın babası ile olan ilişkisinde anlattıklarında kendi babamla olan ilişkimizi gördüm, belki de bu yüzden daha çok bağ kurdum bilemiyorum. " ve yine, hüzün kilidinin aniden, küçük spesifik şeylerle açılması, elime bir mandalina alıyorum ve birden yemek yemeyi tümüyle bırakmadan önce, bir dilimi acı içinde yediği son meyve olduğunu hatırlıyorum" diye