Maximillien

Maximillien
@Maximillien
Evli
Üniversite
İstanbul
İstanbul
79 okur puanı
Nisan 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·294 syf.·
2020 1. kitabı
Kızıl kapitalizm kesinlikle okunması gereken bir kitap. 68 kuşağı olarak tanımlanan bizim nesil, Türk solunun Çinci – Rusçu veya Leninist-Maoist olarak bölünmüşlüğüne, içlerinde olmasak da tanık olageldik. 1917 devrimi ile başlayan Rus komünizmi 1991 de çöktüğü halde, 1949 da başlayan Maoist Çin devrimi kimilerine göre değişime uğrayarak, kimilerine göre de kapitalizme doğru makas değiştirerek yoluna devam ediyor. Çin’i her kesim kendi bakış açısına göre başka türlü değerlendirmektedir. Ben bunu körlerin bir fili tuttuğu organına göre farklı tarif edişlerine benzetirim. Mesela, termik santrallerine ve sanayi tesislerine bakınca, çok fazla CO2 salınımı ile küresel ısınmaya olumsuz katkı yaptığını düşünebilirsiniz. Ama aynı zamanda her yıl 0n milyon dekar ile dünyanın en fazla ağaçlandırma yapan ülkesi olarak, bu soruna olumlu katkısını takdir edebilirsiniz. Keza Şanghay merkezli doğu kesimini görünce Amerika’ya benzetebileceğiniz gibi, Batı Çin’de azgelişmiş bir toplum manzarası ile karşılaşabilirsiniz.Kapitalist veya liberallere göre; Komünizm iflas etmiştir. Çin artık bir kapitalist rejime sahiptir. Sosyalistlere göre; Çin bir komünist rejime sahiptir. İktidarda tam bir komünist parti vardır. Bu parti, kapitalist sistemin enstrümaanlarını kendine özgü bir tarzda kullanmaktadır. ABD gibi bir kapitalist dev varken, dünyamız bir başka kapitalist devi kaldırmaz.Çin yüz yıldan fazla süren politik kargaşa ve savaşlardan sonra, 1949 Mao devrimi ile kendine has bir komünist rejim kurmuştur. Mao’nun 1976 da ölümünden sonra da 1978-2008 yıllarını kapsayan 30 yıllık büyük dönüşüm programı ile de günümüzdeki başarısını sağlamıştır. Konfüçyüs ve Mao; Konfüçyüs ve Mao günümmüzdeki Çin kalkınmasını anlamamız için bilinmesi gereken iki önemli fenomen. Konfüçyüs bir düşünce adamıdır.
Kızıl KapitalizmCarl E. Walter · Abm Yayınevi · 20134 okunma
Reklam
Yavuz Turgul ve yol ayrımı filmi.
Dönüşüm Yavuz Turgul’un kahramanları hep akılda kalıcı tiplerdir, onları tanıdığımızı hissederiz ve onun kahramanları hep bizim kahramanlarımız olur ve bu kahramanları hiç unutmayız. Ancak Mazhar Kozanlı şu ana kadar gördüğümüz Yavuz Turgul kahramanlarından farklı. Kötü, adaletsiz, ahlaksız bir düzenin temsilcisi olarak bize tanıtılan Mazhar, hikâyede kısa bir süre sonra ani bir karakter değişimi yaşıyor ve af diliyor. Ancak seyircinin kötü olarak kodladığı Mazhar’ı ve temsil ettiği kapitalizmin günahlarını seyirci kolayca affedemiyor zaten senaryo da bu anlamda pek bir şey sunmuyor. ‘Yeni’ Mazhar’ın günahlarından arınmak için ortaya koyduğu plan ise çarpıcı değil çünkü yeni değil. Mazhar’ın kendi yüzdesini işçi ve çalışanlarına bölüştürerek onları sermayedar yapma planı, bu konularla ilgili seyircinin kafasında soru işaretleri uyandırıyor. Reel dünyada faydaları tespit edilen sermayeyi şirket tabanına yayma sisteminin küçük ve büyük ölçekte benzerleri özellikle Avrupa ve Amerika’da zaten uygulanmakta ve çalışanların sermaye ortaklığı teorik ve pratik olarak çeşitli modellemelerle hâlâ geliştirilmekte. Yani Mazhar Kozanlı’nın herkesi şoke eden bu teklifi pek radikal bir eylem değil.İdeolojik eleştiri Tüm bunları göz ardı etsek bile Mazhar’ın bu dönüşümü biraz olsun ideolojik olarak temellendirilmeliydi. En azından anarşizm ve bankerliğin birbirinin aynı şeyler olduğu saptamaları ile kafa karıştıran Pessoavari bir yaklaşım veya kapitalizm ile insanlık arasındaki çelişkilere dikkat çeken mantıklı akıl yürütmeleri öne sürülebilseydi, bu dönüşümün suniliğinin hesabını sormaya gerek bile kalmazdı. Mazhar’ın değişimi, siyasi sistemi eleştirmeden, kapitalizmi daha dikkatli bir şekilde örneklemeden, duygusal bir vicdani buhran ile geçiştirilince, beklentisi yüksek seyirciyi
Umut
Umut etmek insan ruhundaki işkenceyi kalıcı hale getirir, diyorlar. Ben buna inanmıyorum. Çünkü elimizde kalan tek şey, umut... İnsan olabilmek, insan kalabilmek üzerine arzuladığımız umut... Belki bir gün bir şeyler olur ve insanlar birbirlerinin gözlerine kinden, kibirden ve hırstan arınmış saf gözlerle bakar, belki bir gün dünyanın her yerinde savaş tamtamlarının yerini neşeli insan sesleri doldurur ve göğün o sonsuz derinliklerine uzanan barışçıl sesler gelecek adına bize daha iyi birer insan olabilme fırsatı verir... Belki bir gün bir şeyler olur ve adına 'yaşamak' dediğimiz şey insanca, pek insanca olur...
Yalnızdır İnsan..
Yalnızdır insan. Bunca kalabalık içinde nereye ait olduğunu bilmeden yalpalar durur. Ruhunun karanlık köşesini aydınlatacak bir ışık arar, fakat ne yapsa da bu arayışında muvaffak olamaz. Doğumundan ölümüne kadar geçen sürede ağlar, güler, acı çeker, ümitsiz kalır, umutlanır ve görür, bilir, öğrenir, ama yalnızlığına yine de çare bulamaz. Hissettiklerinden fazlasını anlatmak ister, lakin gelin görün ki sessiz çığlıklarını kelimelere dökecek çok az şansa sahiptir. Dört duvar arasına sıkışmış gibidir insan. Sabahın erken saatlerinde kalkıp, gündelik mesaisine başlamak üzere isteksiz şekilde yola koyulan, bir gözü işleyen saate takılıp işinin bir an önce bitmesini sabırsızca bekleyen, akşam karanlığı ile kalabalık bir insan grubu içinde evine yol alıp, hemen her gün tekrarlanan bu manzaraya lanet eden, kapının eşiğinden geçtikten sonra yıllardır yüzlerine aşina olduğu aile bireylerine karşı kayıtsız kalıp, birkaç saat boyunca gözlerini televizyon dizilerinde oyalayan,başını yastığa koyup, aklını meşgul eden gerekli gereksiz meseleler yüzünden bir türlü uyuyamayan ve şu kocaman dünyada ruhunda alevlenen olup bitenleri anlayacak birilerinden yoksun kendisini yapayalnız hisseden insan, insanlar... Günler geçiyor, yıllar geçiyor, devir geçiyor, ama insanın kendi içinde devinim gösteren yalnızlığı geçmiyor. Etrafında her zaman birileri olduğunu gördüğümüz, attığı her adımda saygı uyandırdığına ve girdiği her işte başarılı olduğuna inandığımız, gülen ve güldüren insanın ruhundaki mutluluğa teşhis koymak için onun sahip olduğu başarılara ve toplum içindeki statüsüne bakmak yeterli midir? Sanmıyorum, zira her insanın kelimelere dökemediği içinde saklı çığlıkları vardır. Belki bir zamanlar yaşadığı trajik ve hüzünlü anlar, onun tebessümüne düşen bir gölge olmaya devam