İnsan, uyduracak ki varlığına inanılsın, uyduracak ki bir mindere olsun oturtulsun, bilemiyorum, ne nasıl oldu, ben nasıl oldum bilemiyorum, demek olmaz. Kendini sebepleriyle bilecek başkasına da anlata caksın, başkası da ikna olacak, bazen senin sende atladığını o hemen bulup yerine koyacak.
Başkalık arayan başkalığın para ve değer edeceği zannındaydı, öyle olmadığı anlaşılınca daha otuzuna gelmeden mezardaki dedesinin kemiğinin üstüne kendi etini sarıyor onun üzerinden devam ediyordu.
Sanki hayat önlerinden bütün sıradanlığı ile kayar gibi geçiyordu da o geçerken insan kendinin de geçmesine aldırmıyor, hatta hadi ben de artık geçeyim diyordu.
"Sen gerçekte kimsin?" diye sorulanın vereceği cevap, "Yalandan gördüğünüm," olurdu herhalde. Gerçek kimdi, kim kimdi, ne aslında neydi, bunlar soru değildi.