Karşılaştığım en yaşlı insandın. Sonsuz aşkımın yeknesaklığıydın ve ben bilmiyordum bunu. Tatillerde hissettiğim can sıkıntısını hissediyordum senin için. Neydi o? taş bir çeşmeden akan suya benziyordu ve düz taşın üzerinde yıllar iz bırakmıştı, akan su nedeniyle yosunlar kenara itilmişti ve yukarıdaki bulut ve hareketsiz sevgili adam ve durgun aşk, bir tatil günüydü ve sivri sineklerin uçuşundaki sessizlik. Ve o eldeki şimdi. Ve benim biraz sıkıcı özgürlüğüm, doymuşluk, aramayan ve ihtiyaç duymayan bedenin doymuşluğu.
Âşıklar arasında asla denklik olmuyor — ne dersin? Biri daima ötekini gölgeleyip büyümesini engelliyor, gölgelenen daima kaçıp kurtulma, büyüme özgürlüğünü kazanma isteğiyle kıvranmak zorunda. Kuşkusuz aşkın tek trajik yönü de bu?