Flaubert bu okuyacağınız kitabı yazarken Fransız edebiyatına bir Faust kazandırmak istiyordu. Bu kitapta yepyeni bir biçim denemesi yapıyor Flaubert. Ne roman denebilir buna, ne de tiyatro. Daha sinema bulunmadan düpedüz bir senaryo karşısındayız. Kimi sahneler, ancak sinema görmüş bir insanın tasarlayabileceği düzen ve biçimde kurulmuş bir Eisenstein 'in film duygusuyla işlenmiş. Flaubert söz sanatıyla, sözsüz sanatı bir araya getiriyor, konuşmadan konuşup görüntülerle düşüncesini vermenin yolunu buluyor. Dinler tarihini şaşırtıcı bir hızla özetliyor da bu senaryo. Bu kitabı büyük bir sevgi ve hayranlıkla incelemiş olan Edouard Maynial' den öğrendiğimize göre Flaubert üç kez yeniden yazmış Antonius' unu. İlkin 1848-1849' da, sonra 1856',da, sonra 1870-1872' de. Bu kitabın kaynakları arasında değişik yan etkilerden başka Flaubert' in çocukluğunda taşrada geleneksel bir halk tiyatrosu'nda gördüğü Antonius oyunu, bir de İtalya seyahatinde gördüğü bir tablo vardır. Sabahattin Eyüboğlu Önsözünden alıntı.
Bu kitabı anlayabilmek için sadece dinlerle ilgili değil mitolojiyle ilgili de bilgi sahibi olmak gerekiyor. Roman okumak niyetiyle başlarsanız düşkırıklığı yaşayabilirsiniz. Bu konuların daha en başında bilgi sahibi olmayan ben çok zorlandım okurken. Kitabı bitirdikten sonra biraz daha bilgi sahibi olmak istediğim için daha çok ta meraktan araştırmalar yaptım ve anladım ki çok fazla binlerce fazla fırın ekmek yemem gerekiyor.
Yine de sevdim akıcı bir dille yazılmış çevirisi de çok iyi bir kitap. Hepimize iyi okumalar. Sevgiyle kalın
Haydi bana kendini söndüren bir ateş gösterin! Bulamıyormusunuz? O halde kendini besleyen ateşi gösterin. O da yok değil mi? Öyleyse ateş için verilen hüküm, onun yaktığı ağaç için de verilebilir mi?