Aşçı için düşünmek, bir şeye bakmakla aynı şeydi. Adam o an baktığı şeyin ne olduğunu düşünürken, aslında o şeyin, zaten bildikleri içinde hangi şey olduğunu bulmaya çalışıyor, bu yüzden yeni hiçbir şey öğrenemese bile, ilmini ziyadesiyle artırıyordu.
“Hendese dersinde teserakt görmedin mi? Dört buutlu küp.” Mülazım onu kaygıyla süzdü, çaresizlikle sustu. Ama o devam etti: . . “İşte alıp getirdiğimiz sanduka bizzat öyle. Içı dış, dışı da iç. Onun hem içindeyiz hem de dışında. Dışı iç idi, der ken birdenbire, içi dış oldu.
Kör bir sebat, sadakat, hatta saadet ile fezada yörüngesi boyunca seyreden göktaşları benzeri kafalar, ferman gibi siyasî, fetva gibi dinî, emir gibi askerî veya itme gibi fizikî bir kuvvet uygulanan bilardo topları gibi, ıstaka çarptığı anda birbirleriyle tokuşarak, masadaki altı deliğin hepsine birden girebilmekteydi