Ama kişi, bir Robinson Crusoe değildir; müşteri gibi, işçi ya da işveren gibi başka kişilere gereksinimi vardır. Satın almak ve satmak durumundadır; almalı, vermelidir. Meta pazarı olsun, emek pazarı olsun, bu ilişkileri pazar düzenler. Dolayısıyla, her şeyden önce yalnız ve kendine yeterli olan birey, bir araç olarak, satın alma ve satma aracı olarak başkalarıyla ekonomik ilişkiye girer.
Freud'un insan ilişkileri kavramı da temelde aynıdır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
" İnsan doğasının kötülüğünü savunan geleneksel öğreti"( sayfa 25)
...
İnsanın doğası;meleklerin saygı duyduğu bir yüce varlıktır.Çoğunluk , bu kuralı bozmaz.
Ama Freud, kendi kültürünün ruhuna öylesine gömülmüştü ki, o kültürün koyduğu belli smırlann ötesine gidemezdi. Onun, hasta bireyi bile kavramasına engel oluşturan sınırlar, bizzat kendi kültürünün koyduğu sınırlardı; bunlar normal bireyi ve toplumsal yaşamda işleyen usdışı görüngüyü anlamasını olanaksız kıldılar.
Çünkü burada, temelde ussal kişisel çıkar güçlerini değil, insanoğlunda var olmadığını ya da en azından uzun zaman önce ölmüş bulunduğunu sandığımız şeytani güçleri harekete geçiren bir siyasal dizge söz konusudur. Son yüzyıllar içinde, insanoğlunu, etkinlikleri, kişisel çıkarları ve bu çıkarlara uygun hareket etme yeteneğiyle belirlenmiş ussal bir varlık olarak göregeldik. İktidar hırsıyla düşmanlığı, insanoğlunun itici güçleri olarak kabul eden Hobbes gibi yazarlar bile, bu güçlerin varlığını kişisel çıkarların mantıksal bir sonucu olarak açıkladılar. Onlara göre, insanlar eşit olduğundan ve dolayısıyla aynı mutluluk anlayışını beslediklerinden, ve de herkesi aynı ölçüde doyurmaya yetecek kadar servet bulunmadığından, hali hazırda sahip olduklarının mutluluğunu gelecekte de yaşamayı güvence altına alma gücünü elde etmek amacıyla kaçınılmaz olarak birbirlerine karşı savaşacaklardı.
İnsanoğlunda, doymak bilmez bir iktidar hırsı yaratan şey nedir? Yaşamsal enerjilerinin gücü mü, yoksa temelde yaşamı kendiliğindenliği içinde, sevgiyle yaşama yetersizliği ve zayıflığı mı? Bu karşı durulması güç isteklerin gücünü oluşturan ruhbilimsel koşullar nelerdir? Bu ruhbilimsel koşulların dayandığı toplumsal koşullar nelerdir?