Yan hücredeki mahkum yenilgiye uğradığından, kendimi güçlü hissettiğime utanıyorum. Çalışmaya giderken önlerinden geçen yoksul giysili, soğuktan donmuş, hiç olmazsa elleri sabahın soğuğunda morarmış, ilk otobüs ya da metroya yetişmek üzere koşturan halk yığınlarına baktıkça eskisinden çok ısınan ve kürkünün her zamankinden çok keyfini çıkaran sıkı sıkı giyinmiş, pabucu sağlam, eldivenli bencillere dönüp dönmediğimi merak etmeye başladım.
Hayatta her şey, çoğu kere kıyaslamalardan meydana gelir. "Benim cezamı on yıl, Kelebek müebbete mahkum." "Doğru müebbete mahkumum, ama yaşım yirmi sekiz. Onun cezası on beş yıl, yaşı elli."
Ne sen, insanlıkla ilgisi bulunmayan savcı, ne namusundan şüphe ettiğim siz polisler, ne yalancı tanıklıkla özgürlüğünü değiş-tokuş eden sefil Polein, ne iddia makamının görüşünü ve olayları yorumlayış şeklini benimseyecek kadar alçalan jüri üyeleri, "İnsan Yiyen" e layık ortaklar olan mubassırlar, kimse, hiçbiriniz, ne kalın duvarlar ne de Atlantik üzerindeki bu yitik adanın uzaklığı, maddi ve manevi hiç bir şey, yıldızlara doğru yükseldiğimde yolculuğumun pembeyle renklenen mutluluğunu bozabilir.