Bu savaştı. İşte savaş buydu! Oyun veya şaka değildi, savaş: Ölmek ya da öldürmekti. Çirkindi, mantıksızdı, ilkeldi. Bu güzel havada, bu güzel Ege Denizi'nde, bu güzel yaşımızda, tanımadığımız birilerinin memleketinde ölmek akıllıca bir şey değildi. Hiç değildi.
Şimdi siz bu kanaatime iştirak edecek misiniz bilmiyorum ama, artık bir Türk zabiti olan mahdumunuz Ali Osman, geçen sene bu vakitler Hukuk Fakültesi talebesi olan mazideki kendi suretine, sanki acemi ve saf başka bir çocuğa bakar gibi şefkatle gülümsemektedir. Bir sene içinde bu kadar büyümek doğru mudur? Bunun cevabını ben bilmiyorum; ama hayat verecektir. Fakat edindiğim kanaate göre, beşer(insan) denen varlık, zannettiğimden de zayıf, çaresiz ve yalnızmış meğer Valideciğim.
Dünyada büsbütün Darülfünunlulardan (üniversiteli) mürekkep (oluşan) bir asker ordusu bulundu mu hiç? Bizimkisi böyle işte.O zaman aramızda bizim ordunun adı olsa olsa 'İrfan ordusu' (kültür ordusu) olur diye bir nükte doğdu ve hepimiz bunu sevdik. Allah göstermesin bu ordu yok olursa, memleketin istikbalini düşünebiliyor musunuz? Memlekette münevver kalmaz Alimallah! Aman Allah o ihtimali hiçbirimize göstermesin İnşallah!
Sanırım buradaki aşırı sıcak hava, yabancı bir kültür ve aslında en çok da ne zaman ve nereye gönderileceğimize dair o berbat belirsizlik duygusu hepimizin huyunu suyunu değiştirdi. Yeni Zelanda'dan yola çıkan saf ve idealist çocuklar değişti. Daha savaşı görmeden vahşileştik, hoyratlaştık sanki... Yoksa içimizde saklanan şiddet mi uyandı? Bir de şunu merak ediyorum: Acaba İngilizlerin ortalığı yatıştırmak için açtığı ateşte yanlışlıkla ölen Yeni Zelandalı ve Avustralyalı askerlerin ailelerine, çocuklarının savaşırken öldüğü mü söylenecek? Yoksa İngilizler kendi yavru vatan evlatlarını öldürdüklerini açıklasalar buna inanan bir tek Yeni Zelandalı olur mu?