Benim metanetli olup, onu teselli etmem gereken esnada, yazıklar olsun ki bana, ben ağlıyordum ve ölmek üzereyken bile Üsküplü İskender beni teselli ediyordu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Size de bütün ölü asker ailelerine yollanan mektuptan göndermişlerdir herhalde. Oğlunuz William Andrew Taylor'ın vatan, hürriyet ve zafer adına kahramanca öldüğünü bildiren taziye mektubu. Will'in yerine evde saklayacağınız bir standart mektup. O mektuptan binlercesi her gün ailelere yollanıyor. Will artık bir ölü sayı. Will artık birçok Anzak ve İngiliz askeri gibi Gelibolu'da tahtadan yapılmış bir haçın altında uyuyor.
Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateşkes ilan edildiğinde ilk defa Türkleri yakından ve canlıyken gördük. Bu ateşkes ilanı, tıpkı ragbi maçlarındaki devre arasını aldıran trajik bir şakaya benziyordu. Türkleri o zaman gördük. Türkler bize anlatılan canavarlara benzemiyordu. Onlar da gözlerinde endişe ve keder olan genç insanlardı. Tıpkı bizim gibi yorgun ve bıkkındılar. Onların da arkalarında bekleyen üzüntülü aileleri, yaşlı anne- babaları, karıları belki de sevgilileri vardı. Onlar da yaralanınca acı çekiyor, kanıyor ve onlar da gencecik hayallerini bırakıp ölüyorlardı. Türkler de insandı... Daha dikkatli bakınca ateşkes sırasında gördüğümüz Türkler güçlü, sağlam çiftçi görünüşlü askerlerdi. Başlarında adına Enver şapkası denen tuhaf üçgen şapkalar vardı. İçlerinde dilimizi anlayan yoktu, ama bazıları az Fransızca anlıyordu. Bize gülümsüyor ve Johnny diyorlardı. Bana sigara ikram eden iki Türk'e ben de konserve et verdim ama kabul etmediler. Müslümanların domuz eti yemediklerini Mısır'dayken öğrenmiştik. "Bu sığır etidir," dediysem de anlamadılar. O zaman ellerimle kafama boynuz yapıp, bir öküz gibi böğürdüm. Güldüler. "İngiliz eti," dediler. "Ben Yeni Zelandalıyım, İngiliz değilim!" diye açıkladım. Yine güldüler. Ben de güldüm. Orada savaş meydanında etrafımız askerlerin cesetleriyle doluydu, biz düşmandık ve birbirimize gülüyorduk. Hayatımda bundan daha saçma, anlamsız ve feci bir şey daha yaşamamıştım ve o anda bir daha da yaşamamaya yemin ettim.
Ben artık sadece bir Anzak askeriyim. Alistair John Taylor dan geriye yalnızca bu kaldı. Ne sevdiğim şarkılar, yemekler, kokular, ne sevdiğim insanlar, ne de hayallerim... Ben artık bir sayıyım. Yaşayan bir sayı. Ölürsem, o zaman da bir sayı olacağım. 'Vatanı uğruna kahramanca' ölmüş bir sayı. Kahramanca ve vatan uğruna! Kahramanlık mı? Haydi ya... Kahramanlık zorla olmaz. Vatana gelince... Burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil.
O halde yeni dünya düzeninde ancak aynı memleket hudutları içinde ikamet eden halkına eşit hürriyet ve refah vaat edebilen milletler, din ve ırk ülküsünden daha kuvvetli olan kardeşlik bağını kurabileceklerdir.