Çoğumuz emin fikirlerin içine hapsolmaktan çok hoşnuduz. Fakat birçok dışsal ve içsel savunma duvarına sahip olmamıza rağmen güvende, emin olduğumuz söylenebilir mi? Dışsal açıdan baktığımızda, kişinin bankası yarın iflas edebilir, annesi veya babası ölebilir, devrim olabilir. Peki, fikirlerde güvence var mıdır? Fikirler, inançlar, önyargılar içinde güvende olduğumuzu düşünmeyi seviyoruz, ama sahiden öyle miyiz? Gerçekte olmayan duvarlar var; onlar salt bizim düşüncelerimiz, duyumlarımızdır. Bizi gözetip kollayan bir Tanrı'nın var olduğuna ya da öldükten sonra şimdikinden daha zengin ve soylu doğacağımıza inanmayı seviyoruz. Bu olabilir de olmayabilir de. Öyleyse gerek içsel gerekse dışsal güvenceye baktığımızda aslında hayatta hiç de güvence olmadığını kendi başımıza görebiliriz.”
“Kocanız veya karınız sizi kontrol edecek; toplum size yapmanız gerekenleri söyleyecek; böylece nesilden nesile taklit sürüp gidecek. Ne hakiki inisiyatif, ne özgürlük ne de mutluluk var, yavaş bir ölümden başka hiçbir şey yok. Bir makine gibi yaşamaktan öteye geçemiyorsanız eğitimli olmanın, okuma yazma öğrenmenin ne anlamı var ki? Ama işte anne babanızın istediği bu; dünyanın istediği de bu. Dünya sizin düşünmenizi istemiyor, keşfetme özgürlüğüne sahip olmanızı istemiyor, çünkü o zaman siz tehlikeli bir yurttaş olursunuz ve yerleşik düzene uyum sağlamazsınız. Özgür bir insan kendini belli bir ülkeye, sınıfa ya da düşünce biçimine ait hissetmez asla. Özgürlük dosdoğru her seviyede özgürlük demektir ve sadece belli bir çizgide düşünmek özgürlük değildir.”