Kalktı. Pencereye gitti. Dünya iç geçiriyordu dışarda.” Biraz üzerine gidince yaşamak ne kadar acı veriyor” diye geçirdi içinden. Herkesin imrendiği zamanlarını düşündü. O ölüm bundan daha ruhsuzdu. Mutsuzluğun her şeyin ayrımında olan ayrıcalığını sevdi. Sonra “iyi ki böyle” dedi. Yeniden odaya döndüğünde kalbinden etine, etinden kalbine batan, boşluğunu çok iyi bildiği bir sızıyla ürperdi.
Aylardan beri ilk kez gülümsüyordu.
Yalnızlığı ne kadar geniş bir alana yayarsan yay, ne kadar uzak bir zamana ertelersen ertele, acısı ve ağırlığı azalmıyor. Çünkü insan, yüreğini göğüs kafesinde yapayalnız taşıyor.
Ey ölüm terzileri, ev yıkıcılar, sürgün ustaları… Ey kardeşliğin süreğen kışı. Bir halkın onuruna yağan kar. Ey bahçemizdeki gergedan. Ey narcissus. Aşağılayan özveri… Eşitlik zayıflık değil bilgeliktir. İyi olmaktan bu kadar korkmayın. Bir kez olsun sevgiyle bakmayı deneyin dünyaya. Hiçbir halk sonsuza dek efendi, hiçbir halk tutsak olarak yaşayamaz. BARIŞ hepimizi onurlu ve özgür yapacak tek olanaktır. Çıkarın kulaklarınızdan körlüğün tıkaçlarını…