Mücahit ÇAĞATAY

Mücahit ÇAĞATAY
@Mcht_

Mücahit ÇAĞATAY

, bir kitap okudu
10/10
·256 syf.·
Beğendi
·
2020 2. kitabı
Şükrü Erbaş
8.3/10 · 14bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
HENRi MATHiEU NAZARiYESi Birinci cildin ilk doksan sahifesi Türk ırkının menşeinden itibaren Osmanlı devletinin zuhuruna kadar geçen umumi Türk tarihiyle etnoloji bahislerine temas ediyor: Ondan sonra <<Tanzimat» devrine kadar hep Osmanlı tarihinden ibaret. Fakat ikinci cildin tarihle alakası yok: Türklerden başlayarak, Rum, Ermeni, Yahudi, Arnavud, Kürd vesaire gibi muhtelif anasır hakkında ahlak, adet, kıyafet ve siyaset bakımından birçok malumat, Osmanlı müesseseleri hakkında bir takım izahat ve bu cildin sonuna eklenen «Zeyl» kısmında da İstanbul abideleriyle ahalisi ve bir takım siyaset işleri hakkında tafsilat var. Her halde bu büyük eserin Türkoloji bakımından en mühim kısımları, umumi Türk tarih ve etnolojisine ait bahislerle ikinci cildin o zamanki adetler ve an'anelere temas eden fasıllarında temerküz etmektedir. Zaten (Henri Mathieu) nün bilhassa Ondokuzuncu asır Türkoloji sahasında çok mühim bir istisna teşkil eden ve hatta birçok noktaları itibariyle bugün için bile ehemmiyetini muhafaza eden büyük nazariyesi, birinci cildinin başındaki tarih ve etnoloji fasıllarındadır. Avrupa müsteşriklerinin klasik kanaatleriyle tenakuz teşkil eden bu mühim nazariyenin ana hatları şu on altı esasa ayrılabilir: 1- Türk ırkı dünyanın ana ırklarından biridir. 2 - Hakiki Türkler, <<Türkmenler» yani «Oğuzlar» dır: 3 - Bunların ilk menşei Orta-Asya değil, «Kalde» yani cenubi Mezopotomyadır; 4 - Türkler burada dünyanın en eski medeniyetini kurmuşlardır; 5 - İlk Asur - Babil heykelleri eski Türk tipini temsil eder; 6 - Miladdan üç bin yıl evvel Mezopotamya büyük bir Arab istilasına uğramıştır; 7 -- Türkler işte bu istila yüzünden muhacerete mecbur olarak iki kola ayrılmışlardır. 8 - Bir kol şark istikametine gidip Hazar denizinin cenub ve şark taraflarında sonraları «Parthes»
Tarih
«Kitab-ı-Mukaddes» in muhtelif yerlerinde bahsi geçen «Gog-Magog» ismindeki şahıslarla Kur'anda «Ye'cuc ve Me'cuc» isimleriyle zikredilen cemaatler hakkında şarkın ve garbın Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman menbalarında ne kadar efsane varsa, Yahudilerle Araplar bunların hepsini Türk ırkına isnat etmişlerdir! Bu hususta en çok gayretkeşlik gösterenler Arap müfessirleridir. Mesela Hicretin sekizinci asrında yaşayan (İmam Hazin), Arap tefsirinin bu husustaki izahatini hülasa ederek «Ye'cuc ve Me'cuc)) un «Türk ırkı» demek olduğunu kaydettikten sonra , bunların işi gücü «dünyayı tahrip» den ibaret olduğunu, bir kısmının çam ağacı boyunda;bir kısmının yüz yirmi arşın eninde ve yüz yirmi arşın boyunda, diğer bir kısmının bir kulağını yatak ve bir kulağını yorgan yapacak bir şekilde ve nihayet başka bir zümrenin de yalnız bir karış boyunda olduğundan bahseder! .. Zaten şarkta ve garbta Türk istilaları hep işte bu «Ye'cuc ve Me'cuc» akınlarıyla tefsir edildiğinden, dehşet içinde kalan mağlup milletler bütün bu hurafeleri Türk tipine izafe etmekte elbirliği ediyor ve gittikçe bu efsaneler belli başlı bir edebiyat dairesi vücude getiriyordu: Mesela Miladın birinci asrın meşhur Yahudi müverrihi (Jwephe Flarvius) «Yecüc Me'cüc» ismini «İskit» camiasına tatbik ettiği gibi. Sekizinci asır müelliflerinden (Aethicus) da Cosmographia ismindeki eserinde Türk ırkının Ye'cuc ve Me'cuc neslinden olduğunu ilan etmişti! İşte bundan dolayı Türk tipi şarkta olduğu giıbi garpta da «Statura deforme» şeklinde tarif edilen biçimsiz, yani Mongoid bir tip sayılıyordu.
Tarih
Arap müelliflerine göre Türk olan «Ye'cuc ve Me'cuc» ırkının bir kolu da «Nesnas» taifesidir! Bu taife de çok uzun ve çok kısa olarak iki kısma ayrılır ve «çengel gibi tırnaklari», «canavar gibi dişleri» olduğundan bahsedilir! Çeneleri «dev çenesi» ne benzetilir ve bütün vücutları «kıllarla kaplanmış» gösterilir ! Ne yazık ki, dindaşlarımız olan Arap alimleri, Ehl-i-Salip ordularına karşı memleketlerini müdafaa edip kendilerini rahat yaşatan Türklere hem din, hem ilim namına işte böyle safsatalar isnadından geri kalmamışlardır.
Bu «Yüz yirmi arşın» yahut «bir karış» boyunda, «dev çeneli», «canavar dişli», «çengel tırnaklı» muhayyel ve mevhum «Türk» tipine bir de «yamyamlık» isnad edilir. Şark hristiyanlarının Süryani, garb hristiyanlığının Latin ve Arapların İslam edebiyatında. buna ait birçok fıkralara tesadüf edilebilir; hatta bu «Yamyamlık», Türkler’in hem insan eti, hem hayvan laşesi yediklerine ait iki adet şeklinde gösterilir! Mesela Miladın on ikinci asrında yaşayan Antakya Yakubi patriği (Süryani Mikail), meşhur vakayinamesinde bu katmerli iftirayı şöyle kaydeder: «Gıdalarını tefrik ve intihab hususunda Türklerin, hiç bir kaideleri yoktur; yerde sürünen bütün mahlukların hayvanları vahşi canavarları, yılanları, böcekleri ve kuşları yerler; Laşeleri yerler; yavrulayan dişilerin karnından çıkan uzvı maddeleri yerler; hatta ölmüş insanların cenazelerini bile yerler!» Yukarıda bahsi geçen Arab müfessiri (İmam Hazin) de aynı eserinin aynı faslında Türk saydığı «Yecüc ve Me'cuc»larını «filleri, vahşi hayvanları ve domuzları» yediklerinden bahsettikten sonra kendi ölülerini de yediklerini anlatır. Ve Hicri yedinci asrın meşhur müfessiri İranlı (Kadı Beyzavi) de bunların insan yemek itiyadında oldukları» rivayet edildiğinden dem vurur ! Garbın eski Yunan ve muahhar Hıristiyan-latin edebiyatlarında da böyle bir takım yamyamlık isnadlarına tesadüf edilebilir. Mesela (Herodot)un verdiği malumata göre, «Mesajetler yani Aral havzasındaki İskitler güya analarıyla babaları ihtiyarlayınca öldürür ve koyun etleriyle beraber pişirip yerlermiş! Orta zamanların ilk asırlarında yaşayan Avrupa müellifleri de «Ye'cuc ve Me'cuc» ırkından saydıkları Türklerin yamyamlıklarından bahsetmiş ve hatta dokuzuncu asırda Macarlar ortaya çıkınca bu iftirayı onlara da teşmil etmişlerdir! Macar alimlerinden (Alexandre