Kendi çapında yaşayan fakir ama mutlu bir aile servet değerinde bir inci bulursa ne olur?
1940 Pulitzer Ödülü ile 1962 Nobel Edebiyat Ödülü’ne sahip John Steinbeck’in ruhuma dokunan romanlarından biriydi.
Eserlerinde topluma eleştirel bir bakış açısı ile gerçekçi bir ayna tutan yazar, bu kısa romanını 1940’ta La Paz isimli kentte gerçekleştirdiği gezi sırasında bir Meksika halk hikâyesinden esinlenerek oluşturdu. John Steinbeck, Kino ve ailesinin yaşam öyküsünü anlatmaya başlamadan önce
okura şöyle diyor: “Bu öykü bir kıssaysa, belki de herkes ondan kendine göre bir anlam çıkarıyordur, kendi yaşamını onda yorumluyordur.” Kısacası, Steinbeck, her okuyan insanın farklı anlamlar ve farklı sonuçlar çıkarabileceğini vurguluyor.
Hikâye kızılderili yoksul bir inci avcısı olan Kino ve eşi Juana’nın, bebekleri Coyotito’yu bir akrebin sokması ile başlıyor. Durumun ciddiyeti karşısında, Juana, Kino’dan doktor çağırmasını istiyor. Ancak yaşadıkları yerde yerli halkın, zenginler tarafından dışlanması ve maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle doktor gelmiyor. Kino ve Juana, bir umuda tutunup Kino’nun dedesinden kalan en değerli malı ve geçim kaynağı kanoya atlayıp inci avına çıkıyorlar. Tüm bunların üzerine kocaman bir inci buluyorlar ve umut ışığı bir anda yaşamlarını aydınlatıyor. Hikaye de tam olarak buradan sonra başlıyor. Devamında ise inci yüzünden olumsuzluklar, baştaki başarma gücü ve umudun zamanla bir korkuya dönüşmesine sebep oluyor. John Steinbeck, İnci’deki Kino kahramanı ile okuma yazma bilmeyen, olanaksızlıklar içinde yaşam süren bireylerin farkındalığını da ortaya koyuyor. Kitaptaki Kino karakteri okuma yazma bilmemesine rağmen bilgilerini güvence sayarak yaklaşan doktor, rahip, inci alıcıları gibi karakterlere karşı güvensizce ve genellikle şüpheci bir
Rus edebiyatı hakkında konuşurken şüphesiz ki aklımıza gelen ilk isim Dostoyevskidir. Dostoyevskinin tarzında Puşkinden çok etkilendiği söylense de, Dostoyevski Gogol hakkında, ”Hepimiz Gogol’un Paltosu’ndan çıktık” der. Gogol, Rus edebiyatının öncü ismi olmuştur ve birçok yazar onun eserlerinden etkilenerek yola çıkmıştır.
Palto kitabında, sıradan insanların çektiği sıkıntılar, maruz kaldığı eşitsizlikler ve çektikleri acılar hikayenin başkahramanı Akakiy Akakieviç’in yaşantısıyla tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilir. Bu yapıtı dönemin Çarlık Rusyası’nda büyük tepki alır ve Gogol Rus insanını aşağılamakla suçlanır. Bu hikayede, kahramanımız Akakiy Akakiyeviç’in binbir zorlukla aldığı yeni paltosunun çalınması üzerine bir "önemli kişi" den yardım istemesi ve bunun üzerine işittiği azar, Akakiyeviç üzerinde çok büyük bir etki yapacaktır. Akakiyeviç’in hastalanıp ölmesine kadar giden bu hikaye aslında bitmemiştir. Akakiy Akakiyeviç’in ölümünden sonra hayalet olarak kasabada görüldüğüne ve geceleri insanların paltolarını aldığına dair çıkan söylentiler en son olarak bakanın paltosunun çalınmasıyla sona erecektir. Akakiy Akakiyeviç biraz da olsa huzura ermiştir.Toplumsal hayat içerisinde önemsenmeyen ve birbirine çok benzeyen hayatlarda ya da iç dünyalarında anlatılmaya değer şeyler olduğunu işlediği gibi bununla birlikte Rus bürokrasisinin dehşet vericiliğini de kesin bir şekilde ifşa eden Gogol'un harika bir eseridir.
Ermiş kitabından, doğunun Nietzche'si olarak adlandırılan Halil Cibran'ın 16 eserinin özünü oluşturan kitap olarak bahsedilir. Kitapta, El Mustafa'nın on iki sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılırken, Orphalese halkı tarafından durdurulması üzerine halk ile arasında geçen; aşka, evliliğe, çocuklara, yemeye ve içmeye, çalışmaya, sevinç ve kedere, suç ve cezaya, yasalara, özgürlüğe, acıya ve daha birçok konuya yönelik 28 adet nasihatinden ve düşüncesinden oluşmaktadır.
Kitap, oturup 2-3 saatte bitirilebilir fakat içeriğinde bahsedilen konuları sindirerek ve tekrar tekrar okuyarak akıl süzgecinden geçirmek daha faydalı olacaktır. Bu kitapta herkes kendisinden bir parça bulabilir ve gönlünün en derin noktalarının aydınlandığını hissedebilir. Ermiş kimdir? Hz. Muhammed mi, İsa Mesih mi? Bu sorunun net bir cevabı yoktur. Ama yazarın “Göğsümün bir tarafında İsa, diğer tarafında Muhammed oturur.” sözü aslında bir nev’i bu soruya cevaptır. Defalarca okusam da yeni bir detay farkedeceğimi biliyorum ve yeni bir bakış açısı kazanacağıma eminim. Kendi özünü bulmak isteyen ve gönlünün derinliklerine dalmak isteyen herkese tavsiye ederim.
Tam beş bin yıl önce, Mezopotamya’da bir devlet kurulduğunu düşünün. Bu devlet o dönem dünyanın en zengin şehri olan Babil’i de içinde bulundursun. Hammurabi Kanunları’ndan, Babil’in Asma Bahçeleri’ne kadar büyük eserler bırakmış olsun. İşte bu uygarlığın içinde yaşamış insanlar tarihin ilk gökbilimcileri,finansçıları ve matematikçileriydi.
Kitabı okurken, cebinizdeki parayı nasıl arttıracağınızı, borçlardan nasıl kurtulunabileceğini, şans tanrıçası ile ilgili görüşleri ve en önemlisi nasıl paranın kölesi olmadan onu köle yapabileceğinizi öğreniyorsunuz. Birikim ve altın için kitapta toplam 12 adet madde verilmiş. Bu maddeleri uygulayanların hayatının nasıl değiştiği farklı olay kurguları ve farklı karakterler üzerinden anlatılmış. Finans ve ekonomi konusunda hiç bilgi sahibi olmayan insanlar için bile terminolojiye girmeden basit bir dille bu kadar güzel anlatım yapılabilirdi. Her kesimden insanın okuyup analiz etmesi gereken bir kitap çünkü paranın çağında birikimlerin esas olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Dipnot: Kitap 1926 yılında ilk baskısını yapmıştır ve 3 milyonun üzerinde satılmıştır.Günümüzde hala bu tavsiyelerin kullanılması ve güncelliğini koruması, hangi paranın daha değerli olduğu değişse de "para" olgusunun hala aynı olduğunu gösterir.
Stefan Zweig'ın klasik temalar dışına çıkarak Irene karakteri üzerinden insanoğlunun sürekli daha fazlasını istemesini ve elindekilerin değerini, kaybetme korkusu yaşamadan öğrenemediğini anlatmıştır. Ana karakter Irene, evli ve iki çocuk annesi olmasına rağmen eşini aldatan bir kadın olarak anlatılmıştır. Bu kadının iç dünyasında yaşadığı korkuları ve zamanla içinden çıkalamaz hale gelen hayatını kendi iç sesi üzerinden sorgulamamıza yol açmış Zweig. Yaptığı hatalar ile yüzleşemeyen ve şantaj ile karşı karşıya kalan Irene, intihara karar verdiği sırada aslında yaşananların bir oyun olduğunu öğreniyor. Bu noktada, aslında elindekilerin farkında olmadığını ve mutlu olması gereken onca sebebe sahipken değerini bilmediğini anlıyor. Kitabı okuyan insanlar kendini önce Irene'nin daha sonra ise eşinin yerine koyduğunda yazarla, düşünceleri hakkında hemfikir olup olmadığını daha net algılayabilir. ''Yaptığınız hatalarla yüzleşin içinizde tutmanız sadece korkunuzu arttıracaktır.''