Freud’un kendi deyişiyle, “anksiyete doğum sürecinden örneklenir.” Organizma, kapasitesini aşan sayıda uyaranlarla karşılaştığında bir sarsıntı geçirir. Doğum anında bebek yeterli savunması olmaksızın çok sayıda uyaranla karşılaşır ve bu durumun yarattığı anksiyete sonraki yaşamdaki anksiyetelere ilk örnek olur. Doğum öncesinde çevresini saran sıcak, ses geçirmez ve karanlık ortamda yaşayan insan, kendisini birden uyum sağlama yeteneğinin ötesinde ışık, gürültü, ısı değişiklikleri ve dokunma uyarılarıyla dolu bir dünyada bulur. Bu beklenmedik değişikliğe ilk tepki soluma, ağlama, hızlı kalp atışları, vb. belirtiler biçiminde olur. Gerçekten de bu belirtiler, ayrıntıları daha sonra incelenecek olan yetişkin yaşamdaki anksiyete belirtileriyle benzerlik gösterir.