Freud’un kendi deyişiyle, “anksiyete doğum sürecinden örneklenir.” Organizma, kapasitesini aşan sayıda uyaranlarla karşılaştığında bir sarsıntı geçirir. Doğum anında bebek yeterli savunması olmaksızın çok sayıda uyaranla karşılaşır ve bu durumun yarattığı anksiyete sonraki yaşamdaki anksiyetelere ilk örnek olur. Doğum öncesinde çevresini saran sıcak, ses geçirmez ve karanlık ortamda yaşayan insan, kendisini birden uyum sağlama yeteneğinin ötesinde ışık, gürültü, ısı değişiklikleri ve dokunma uyarılarıyla dolu bir dünyada bulur. Bu beklenmedik değişikliğe ilk tepki soluma, ağlama, hızlı kalp atışları, vb. belirtiler biçiminde olur. Gerçekten de bu belirtiler, ayrıntıları daha sonra incelenecek olan yetişkin yaşamdaki anksiyete belirtileriyle benzerlik gösterir.
Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması anlamına geldiğine asla inanmadım. Özgürlük, daha ziyade, yapmak istemediğini yapmamaktır ve benim de devamlı peşinde koştuğum ve zaman zaman yakalayıp çağdaşlarımı çileden çıkardığım özgürlük budur.
Özgürce hareket edebildiğim sürece iyi biriyim ve iyilik yaparım ama insanların ve koşulların boyunduruğunu ensemde hissettiğim anda, asileşir hatta dik kafalı olurum ve artık hiçbir işe yaramam. İstemediğim bir şeyi yapmam gerekirse, bunu asla yapmam.