"Sizin rezil olmanız benim ömür boyu mutsuz olmamdan daha önemli öyle mi? Ne güzel anne, kendi rahatın için beni bir çukura gömmeyi göze alıyorsun. Bu kadar kolay değil mi anne, ben rezil olmayayım onun ne hali varsa görsün. Bravo sana vallahi."
En kötüsü eve geç kalmamak için bir sebep bulamamak galiba.
Koştura koştura evine yetişmeye çalışan adamlara imreniyorum.
Alışveriş yapmalarına, bahşiş bırakmalarına, ellerindeki paketleri arabalarının arkasına atıp, hızlıca hareket etmelerine.
Telefon açıp "yoldayım az sonra evde olurum merak etmeyin"lere imreniyorum bir de...
Ağzımı hafifçe açmayı denedim. Dudaklarımı kıpırdatmak istediysem de nafile. Tek bir ses bile çıkmadı. Denedim ama olmadı, bağıramadım. Harfler amaçsızca kafamın içinde dönüyordu ve bir süre sonra anlamlı bir kelimeye, sese dönüşemeden can verip yığılıyorlardı. Cansız harflerin üst üste yığıldığı bir toplu mezar olmuştu zihnim. İnsanın söylemek istediklerini söyleyebilmesi nasıl da büyük bir nimetmiş meğer o zaman anladım.