Geçmişi kimse yakalayamaz sanırız ya, yaşlılar kendi akıllarıyla oynayarak geçmişi yakalar. Ömürlerinin sonlarına doğru yaşlılar geleceğin sınırına varır ve orada geçmişi ele geçirmenin, onu geri getirmenin yolunu bulurlar. Beyinlerindeki zaman denen saatin camını kırarak, geçmiş ile geleceği şimdiki anda buluştururlar.
Bilmek başka, hissetmek başkadır. Bilmek dünyanın kolay işi artık, çağımız o meseleyi bilim ve teknikle çözüyor, şimdi insanlar hissetmenin sırrına ermek ihtiyacında. Yeni bilim bunun yolunu açmalı ve yalnızca varlığın değil yokluğun da anlamını açık etmeli. Yoksa dinsel hurafelerin ağına takılmış insanlar, bizim yurttaşlarımız, eski alışkanlıklarından sıyrılamayacak. Alışkanlıkların doğasını biliriz, binlerce yılın ısrarıyla takılır peşimize. Alışkanlık hazır bilgidir, insanları yeni şeyler öğrenmekten alıkoyar. Burada tanık oldum, insanlarımızın saatten bile haberi yok. Subaylar dışında tek bir askerin saat taşıdığını görmedim. Bazen saati sorduklarında verdiğim cevabın anlamını bilmiyorlar, onlar için saat üç ile saat dokuz aynıdır. Her seferinde başlarını kaldırıp güneşe ya da aya bakıyorlar ve neden saat taşıdığımı anlamıyorlar. Saatimi yüzük gibi bir sembol sanıyorlar. Bazıları bunun bir muska olup olmadığını soruyor.
"Sevince insan bildiklerini de başka algılıyormuş," dedi Sarışın Denizci. "Ben bildiğim dillerin farklı yanlarını seviyor, hepsini keyifle konuşuyordum. Şimdiyse İtalyanca bana dünyanın en güzel dili gibi geliyor. İtalyancada bir söz var. Perdere la trebisonda, diyorlar, yani Trabzon'unu kaybetmek. Eskiden Avrupa ile Doğu arasında gidip gelen gemi ve kervanların buluşma noktası Karadeniz'deki Trabzon limanıymış. Zorlu yollarda gemilerin ya da kervanların yönlerini kaybetmesinden gelen bu söz insanın hayatta yönünü bulamamasını ifade eden bir deyim halini almış. Ben hayatım boyunca gemimi haritaların rotasında liman liman dolaştırırken aslında yitikmişim de Trabzon'umu arıyormuşum. Daha tuhafı, insan ancak bulunca aradığının ne olduğunu anlıyormuş."
Sayfa 205 - Merkez Efendi Mezarlığı, İstanbul, 1973·Kitabı okudu
Ben kadınlara asıl köpekleri aşağıladıkları için kızdım. Bir günlük yavru köpekleri orada yıkadım diye bana iğrenerek baktılar, köpekler suyu kirletiyormuş. Durmaksızın akıp giden su nasıl kirlenir? Hayvan sevmeyen mendeburlar.
Sayfa 200 - Merkez Efendi Mezarlığı, İstanbul, 1972·Kitabı okudu