Murat Yahşi

~ Bir insanın çocukluğuna yaptığı yolculuk, elinde fenerle bir maden işçisinin karanlık tünellerdeki yürüyüşüne ne de çok benzer. ~
Sayfa 64 - Karaelmas·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şenol Güneş'ten sonra kaleye geçen Alper Boğuşlu, antrenmanda hatalı bir gol yiyince, saha kenarında maçı seyretmekte olan Özkan Sümer düdük çalar ve kendisini yanına çağırır: "Alper evladım, bak kalenin arkasında inşaat için kullanılan kalaslar var. Onlardan birini kalenin ortasına getir, üst direğe daya ve soyunma odasına git..." Antrenmanın neşeli bir hâl almasını isteyen Alper, söyleneni yapar ve kaleden çıkar. O sırada, orta sahadan bir futbolcu topa vurur. Herkesin gözü havada süzülerek Alper'in boşalttığı kaleye doğru giden toptadır!.. Ve top hedefi tam ortasından vurur, kalasa çarpar. Özkan Sümer gibi zeki bir insan bu anı kaçırır mı, elbette kaçırmaz: "Çok şükür, sonunda kaleyi sağlama aldık."
Sayfa 56 - Trabzon Yokuşlarında Düz Bir Alan·Kitabı okudu
Alıntı
Hayat, anlatılan fıkralardan çok daha komiktir Trabzon'da... Kentin anıt insanlarından biri olan Özkan Sümer, yine bir devre arasında soyunma odasına girer ve futbolculara ikinci yarının taktiklerini verir. Bir an, İskender Günen'e döner ve kararlı bir ses tonuyla: "Oğlum İskender, top sana geldiğinde ver onu rakibe." Topu ayağında tutma beceresi yüksek olan İskender şaşırır: "Hocam, topu niye rakibe vereyim?" Bu yanıt üzerine Sümer'den, tarihe geçen sözle- rinden biri duyulur: "Evladım, ondan almak daha kolay!"
Sayfa 55 - Trabzon Yokuşlarında Düz Bir Alan·Kitabı okudu
Alıntı
Avrupalı doktorların çalışmaktan korktuğu, kabile savaşlarının cehenneme çevirdiği Ruanda'yı tercih eder, Trabzonlu delikanlı... Kapısından içeri girdiği sanatoryum Hutular tarafından basılmış ve Tutsi olan sağlık memurlarıyla birlikte yataklardaki hastalar da katledilmiştir. Doktorların kaçtığı sanatoryumu yeniden hizmete açan Celalettin Algan, kabile savaşlarının ortasında salgın hastalıklara karşı savaş açar. Aşı yapmak için köy köy gezer, hiçbir beyazın adım atmaya cesaret edemediği topraklarda verem ve çiçek hastalığının kökünü kurutmak için dolaşır. Adım atmadık yer bırakmaz Ruanda'da. Öyle ki, ülke nüfusu 4 milyon olarak bilinirken, Dr. Celalettin Algan'ın aşı çalışmalarında 5 milyon olduğu ortaya çıkar. Ruanda'nın ardından Senegal'e yardıma koşar Celalettin Algan. Bu ülke halkını da salgın hastalıklardan kurtardıktan sonra Kongo'da görürüz onu. Ve Madagaskar'da... İki yıllığına gitmiştir Afrika'ya, ama 21 yıl geçmiştir aradan. Evet, salgın hastalıklarla mücadeleyle geçen 21 yıl!.. Dünya Sağlık Örgütü tarafından verilen “Çiçek Hastalığı Eradikasyonu Nişanı"na, Madagaskar devletinin layık gördüğü nişan eklenir. 2005 yılının 22 Haziran'ında kaybederiz Celalettin Algan'ı. Hayatını Kara Afrika'ya, koca bir kıtayı salgın hastalıklardan kurtarmaya adayan cesur doktorun bir büstü dikilir, Trabzon'un meydan parkına... Ama bu kez "nişan" alır birileri, insanlık tarihinin yüz akı Trabzonlu doktora!.. Celalettin Algan'ın heykelini hedef alanlar, içlerindeki karanlığı kusarlar ve konulduğu yerden kaldırmayı başarırlar. Ne gariptir ki, heykelini dikenler de, kaldıranlar da Trabzonlulardır. Sahi, Ay'ın bir aydınlık bir de karanlık yüzü vardır, değil mi?
Sayfa 50 - Trabzonlu İki Doktor·Kitabı okudu
Alıntı
Bir kentin sokak tabelalarında yazılanlar, o toplumun nereden gelip nereye gittiğinin göstergesidir. Bu nedenledir ki, doktorlarımızın hasta ya da hasta yakınları tarafından şiddete maruz kalmalarına şaşırmamalıyız. Sokak lambalarının aydınlattığı cadde ve sokaklarımızdaki tabelalarda adları azaldıkça, can derdine düştüğümüzde ışığına koştuğumuz doktorlarımızın karanlık beyinlerin şiddetine maruz kalmaları rastlantı değildir. Hayatın bu nabzını iyi tutmalı, göz ardı etmemeliyiz.
Sayfa 45-46 / İstanbul'da Bir Doktorun İzleri...·Kitabı okudu
Alıntı