Murat Yahşi

Murat Yahşi
Reading it is like a song that touches my soul :)
Amasya'da ve Erzurum'da mandacılık konusunda Mustafa Kemal'i ikna edemeyenler, Sivas'ta zafer kazanmaya kararlıdır. 8 Eylül gününün akşamı, bu konuda hararetli tartışmalar yaşanırken, gür bir ses herkesin konuşmasını bastırır: "Paşam! Üyesi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun, şiddetle red ve takbil ederiz. Farz edelim ki manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve telin ederiz." On sekiz yaşındaki tıp öğrencisi Hikmet'in sözleridir odayı buza kesen!.. Manda yanlıları, tüyü bitmemiş birinin yaptığı böylesine cüretkâr bir konuşmanın ellerini güçlendirdiğini sanırken, Mustafa Kemal'in sesi duyulur: "Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlık kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm!"
Sayfa 25 - Üç Üstü Açık Araba·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sivas Kongresi için kente gelen Mustafa Kemal Paşa'ya, Sivas Sultanisi'nin ikinci katındaki bir oda ayrılır. Yatağın üstünde, bir genç kızın çeyiz sandığından alınan, çiçek motifli ipek bir örtü vardır. Mustafa Kemal, iki yastığa işlenmiş iki dizeyi okuyunca, Mazhar Müfit Bey'i yanına çağırır. Mazhar Müfit Bey telaşlı ve biraz da mahcup, yastıklardaki beyitlerin kendisi için yazılmadığını, asla böyle bir kasıtları olmadığını anlatmaya çalışırken, Mustafa Kemal açıklamanın gereksiz olduğunu ve şiirdeki uyarının herkes için doğru olduğunu söyler. Sivas Kongresi günlerinde, Mustafa Kemal'in başını koyduğu yastık kılıflarına yazılı şiir şöyledir: Dünyanın makamıyla gururlanıp incitme insanı Zamanın Süleyman'ı olsan bırakırsın sarayı
Sayfa 25-26 / Üç Üstü Açık Araba·Kitabı okudu
Alıntı
1931 yılının bir sonbahar akşamı, Dolmabahçe Sarayı'ndaki sofrada Maarif Bakanı Esat Bey (Sagay) Halkevi'nde oyun sahneleyen kız öğrencilerin kıyafetlerinin etek ve kol boylarının kısalığı hakkında olumsuz sözler söyleyince, Dr. Reşit Galip kadınların kıyafetlerine ve davranışlarına müdahale etmenin doğru olmadığı yönünde, kadın haklarını savunan sert bir konuşma yapar. Havanın gerginleştiğini gören Mustafa Kemal Atatürk konunun uzatılmamasını, kapatılmasını dile getirir. Reşit Galip susmaz: "Af buyurunuz Paşam, bu inkılap ve zihniyet meselesidir, müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri gideceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapların zedeleneceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez."
Sayfa 22 - Yere Batsın Saraylar·Kitabı okudu
Alıntı
Tıp fakültesinden hocaları ve öğrenci arkadaşlarıyla birlikte, emperyalizme karşı savaşan Kemalistlere katılmak üzere Anadolu'ya geçen Reşit Galip, Cumhuriyet döneminde de karanlığa ışık taşıyan aydınlanmacılardan biri olur. Tolstoy'un kitaplarında okuduğu "Saadet, sükün ve refah köylerdedir, yere batsın saraylar" sözünden etkilenerek birkaç arkadaşıyla "Köycüler Cemiyeti"ni kurar. Bir doktor olarak düşüncelerini şöyle açıklar: "Biz herhangi bir organı anlamak için nasıl hücreyi açıklamaya mecbursak, bir milleti anlayabilmek için de halkını ve halkının en küçük birimi olan köylüsünün karakterini de anlamak zorundayız."
Sayfa 21 - Yere Batsın Saraylar·Kitabı okudu
Alıntı
İşgal İstanbul'unda, oturduğu apartmanın karşı dairesine el koyan Fransız subaylarıyla yüz yüze gelmekten usanan bir kadın, mutfak balkonundan eline aldığı havan tokmağını bir tencereye vurarak sokakta kalabalık toplar. Gürültü üzerine balkona çıkan işgal subayları, Fransızcayı çok iyi bilen bu kadının sert sözleri karşısında çareyi içeri kaçmakta bulurlar. Bu olay belki de, "tencere tava" çalınan protesto eylemlerinin tarihimizdeki ilk örneğidir. Ressam kadının oğlu da, Beyoğlu'nda sömürgeci ülkelerin bayraklarını asıldıkları yerlerden arkadaşlarının omuzlarına çıkarak aşağı almakta, geceleri sarhoş gezen işgal subaylarını ara sokakların köşebaşlarında dövmektedir. Kadının adı Celile, oğlunun ise Nâzım Hikmet'tir.
Sayfa 20 - Yere Batsın Saraylar·Kitabı okudu
Alıntı