Bandırma'nın kamarotu Hacı Tevfik Bey'in oğlu, Atatürk'ün yanından ayrılmayacak olan, Çankaya Köşkü'nün kütüphanecisi Nuri Ulusu'dur. 16 Mayıs 1919'da, babasıyla birlikte Bandırma'ya kadar giden Nuri Ulusu, Atatürk'ün ilk İstanbul seyahatinde yanında götürmek istediği kitapları kütüphanede karton kutulara koymaktadır. İçeri giren Atatürk'ün "Ne yapıyorsun?" sorusuna, karton kutular aldırdığını, istediği kitapları onların içine koyduktan sonra trene göndereceği karşılığını verir. Bunun üzerine Atatürk "Dur, biraz bekle" dedikten sonra dışarı çıkar ve kısa bir süre sonra ellerinde iki cephane sandığı taşıyan erlerle geri döner. Nuri Ulusu'nun şaşkın bakışları arasında Atatürk'ün sesi duyulur: "Savaşta bunlarla cephane taşıdık, sen o zaman çocuktun, bilemezsin. Bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve o okumakla, kitapla olur; işte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşınsın, cephanenin yerini artık kitaplar alsın."
Nuri sandalın içinde, babasıyla birlikte Kız Kulesi açığında demirli Bandırma'ya doğru yaklaşırken, yüreği de tepesinde uçan martılar gibi çığlık çığlığadır... Vapurun güverte sinden sarkan merdivende, görmek istediği yolcunun da aynı basamakları adımladığı gelir aklına. Güvertede, Anadolu tarihinde yeni bir sayfa açmaya giden yolcuların gülümseyen bakışları arasından geçer ve bir kamaranın önünde durur. Kapı açıldığında "Masmavi gözleriyle çakmak çakmak bakan", görmek istediği yolcuyla göz göze gelir Nuri... "Gel bakalım yanıma" sözü üzerine heyecandan titreyen ayaklarıyla ona doğru yaklaşır...
Nuri, sandalla kıyıya geri dönerken, Bandırma motorlarını çalıştırmış, İstanbul Boğazı'nda kuzeye doğru yol almaktadır. Nuri'nin kulaklarında ise Boğaz'a demirli işgal gemileri arasından geçen Bandırma'daki o yolcunun kamarada kendisine söylediği şu sözler yankılanmaktadır: "Bu ülke hepimizin ama esas siz gençlerin. Mücadeleden yılmak yok, tamam mı?"
Mustafa Kemal Atatürk'ü 16 Mayıs 1919'da, bir çocuk uğurlamıştır İstanbul'dan, Bandırma'ya kadar giderek. Atatürk'ün, Nuri adlı çocuğa söylediği "Mücadeleden yılmak yok, tamam mı?" sözü, ülkesinin geleceğini bir çocuğa emanet etmesi bakımından çok değerlidir. Bu söz aynı zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulacağı 23 Nisan gününün ileride "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" ilan edileceğinin habercisi gibidir.
Karadeniz'e çıkmadan, işgal güçlerinin bir motoru yanaşır Bandırma'ya. Vapura çıkan askerler silah ve cephane aramak için her yerin altını üstüne getirirken, bu yolculuğun direnişin tarihine yazılmasına neden olan yolcu şunları söyler arkadaşlarına: "Bunlar böyledir işte. Yalnız demire, çeliğe ve silaha dayanırlar. Biz silah ve cephane değil, ülkü ve inanç dolu kafa götürüyoruz."
Tıbbiyelilerin, Esad Şerefeddin Hoca'nın çiçekleriyle hazırladığı büyük çerçevenin içinde yine çiçeklerle şu yazmaktadır: "Yaşa! Millet Yaşatanlarla Beraber!"
İşgal askerleri İstanbul'un en güzel yerlerindeki konaklara el koyarak yerleşirler. Yazar Azra Erhat, göçmen kuşların kenti çoktan terk ettiği, çocukluğunun o kara gününü şöyle anımsar: "Sabah erkenden evin önüne iki kamyon dikildi. Leyleğe benzeyen üniformalı bir adam kapıdan içeri girip 24 saat içinde evi boşaltmamızı buyurdu. Bir anda evimiz bitpazarına döndü. Ben de deli gibi oradan oraya koşarak ne götüreceğimi araştırıyordum. Bir kuklam vardı. Elbisesi kırmızı benekli, saçı fiyonklu idi. Sımsıkı sarmıştım o bebeği kollarımın arasına..."
Mustafa Kemal Atatürk hakkında bilgisizce, onu karalamak için konuşan, hakaretler eden emperyalizmin kuklalarına sakın ola ki "Atatürk düşmanı" demeyin! İngiliz general William Birdwood, Mustafa Kemal Atatürk öldüğünde cenazesine katılmak için Türkiye'ye gelmiş, Ankara'ya kadar gitmiştir. Üstelik bunu yaparken üniformasını giymiş ve gözyaşları içinde selam durmuştur.
Neden mi, onlara "Atatürk düşmanı" demeyeceğiz? Çünkü onlar Atatürk'ün düşmanı bile olamazlar!