Nasıl da tuhaf,nasıl da anlaşılmaz oyunlar oynuyor alınyazımız bize! Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur? Kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta. Kimi,gösterişli atların çektiği şık bir araba için yanıp tutuşur ve yanından hızla geçen arabaların ard8ndan özlemle dilini şaklatırken,kiminin şahane atlar koşulu göz alıcı bir arabası oluyor ama o neye sahip olduğunu bilmeden biniyor arabasına.Kiminde şahane bir aşçı ama iki minik lokmadan başka bir şeyin giremeyeceği yüzük kadar bir ağız olurken,kiminin hangar gibi ağzı oluyor ama onda da yiyecek kuru ekmekten başka ara ki bir şey bulasın.
Hiç kimse dışarıdan görüldüğü gibi değildir ve bir insanı tanımak yıllar alır.Hatta uzun zamandır tanıdığınız,dost olduğunuz biri,bir an gelir,öyle bir iş yapar,öyle bir söz söyler ki;parmağınız ağzınızda kalır. Ve "Vay be,ben bu adamı tanıyamamışım demek ki" dersiniz.