biranda

kitabın son cümlesi
Yetmiş adım mı, yetmiş sene mi yakın bilemiyorum; yet­miş adımı ben yetmiş senede alabildim mi hiç sanmıyo­rum. Mesafelerin farkında değilim. Mesafelere düşünce ma­ni. Bir an hissettim ki ben körü yederken otuz beşinci, kır­kıncı adımda kırk yıllık mesafe bıraktım arkamda. Ama bu­nu duymak beni elli yıl geriye attı. Zaman bir şeyleri anla­ma mesafesi ise anladıkça fark ediyorum ki yaklaşıyorum, ama her anladığımla da mesafe açılıp erişilmez bir uzaklığa kaçıyor ve bana bir yakınlık duyurup uzaklığı veriyor. Ama zamanın ve mesafelerin farkına varacakken benden aniden uzaklaşmaları, beni fırlatıp atmaları, önce yakınlığı bulmamı öğütlüyor biliyorum, bu kadarını biliyorum, fazlasını da bi­liyorum ama yapamıyorum. Hiçbir şey yapamıyorum
Sayfa 199·Kitabı okudu
Reklam
Hayatı anlayamamak kadın­ları anlayamadığını söyleyen adamın sözü kadar perişan bir ifade gelir bana. Be nabekar, kadını anlayıp da ne yapacak­sın, yapacağın değişecek mi? Peki hayatı ne yapacaktım? Onu anlayayım diye psikanaliz mi öğrenecektim, Jung'ları, Laing'leri okuyup şizofreni yolculuklarına mı çıkacaktım, şeyhleri ayrı, doktorları ayrı mı etekleyecektim.
Sayfa 190·Kitabı okudu
Şimdi ilim de başa bela; nefsine galip geldiğini bilirsen mağlupsun, galip gelişine sevinirsen yine mağlupsun, mağ­lubiyetin galibiyet olduğunu bilirsen yine mağlupsun, mağ­lubiyetin le galibi küçümsersen yine mağlupsun, mağlubi­yetine hiddetlenirsen yine mağlupsun, mağlubiyetine gali­biyet hazırlığı gözüyle bakarsan yine mağlupsun, Allah ba­na daha iyilerini verir diye emniyet hissedersen yine mağ­lupsun, bana da iyi bir şey gelmez dersen yine mağlupsun, daha evvelki geçmiş mağlupları gözden geçirir sevinirsen yine mağlupsun.
Sayfa 186·Kitabı okudu
lnsan dediğimizde sanırım ne dediğimizi pek de bilmiyo­ruz. Başka ülkelerden, kadından, erkekten, geçmişten vs. bahsederken söylenenler birbirini tutmuyor, bazısının hoşu­na giderken öbürünün canını yakıyor. Ben bugün yetmiş iki yaşındaki Aslan Bey olarak, koskoca Aslan Bey olarak insan nedir, neye denir, iyi midir, kötü müdür, gerekli midir, kim bir hayrını görüp bin şerrinde muaf olabilmiştir, bilemiyo­rum. Şunu diyebilirim; en iyisi en perişanıdır, en hakkı ye­neni, en olup da yere düşenidir. Bunlar insanın değil de dün­yanın nasıl bir yer olduğunu anlatıyor galiba. Ama anlatıla­nı anlıyor muyum, onu da bilemiyorum. Ne kendimden, ne başkasından bir umudum var. Umut için zaten kimse bize, yani insana yaklaşmasın vallahi perişan olur, ama tatlı adam olur. Böyle bir şey işte.
Sayfa 185·Kitabı okudu
Eskiden kocakarılar dilek kuyularındaki simsiyah suya bakar bakar da en sonunda fazla bakmaktan şekiller, kıpırtılar görmeye başlar, bunları da görmek iste­dikleri şeylere yorarlarmış. Kendine uzun uzun bakmak da bence biraz böyledir. Üstelik nasıl her resminde insan fark­lı çıkıyorsa kendi içine her bakışında da başka bir şey gö­rüp şaşabilir. Uzun uğraşlardan sonra bir an durup bakma­lı o kadar.
Sayfa 181·Kitabı okudu
Reklam