Şimdi yılın kaç olduğu önemsiz, kaç yıl kaldığını ben de bilmiyorum. Zaten kalan yıl değil, çekeceklerin bitmesi. Çekecekten kastım; anlayacaklar, anlamak zorunda olunanlar. Anlama o kadar sancılı bir süreç, kabullenme o kadar eziyetli bir hal ki anlamak ve kabul etmek, bunu içine sindirmek, bu hal ile bir olmak çekmek anlamına da gelebiliyor.
Şimdi suyun içinde yine derin bir sıkıntı her yerini kapladı. Başında bir ateş, gözlerinin önünde gelmemiş günlerin korkusu, geçmemiş acıların ön ıstırabı, henüz işitip aşağılanmadığı sözlere bulamadığı karşılıklar kaparo verip istemeden de olsa aldığı şimdiye kadarki hayatının bakiyesi olarak gözünün önüne geldi. Zaten hayatı hep gözünün önünde yaşardı ve bu yaşadıklarından o kadar ürperirdi ki bir de inip yaşamaya cesareti hiç olmazdı
Bu ihtiyar görünümlü, ihtiyar yaşındaki gençler, ölmek istemeyen kalabalığı da bunlar oluşturuyor. Hayatı, ölmeyi isteyecek şekilde yaşamak gerek ihtiyarlamak ve ölmek için. Genç kalmamak, hala avil avil bakmamak gerek gitmek istemek için. Elbet anlayan gitmek ister, gören tanıyan ayrılmak ister, alacağı olmayan gitmek ister, çok vermiş ve alınacak olmadığını anlayan gitmek ister.
Ortaya razı değildim, sadece şanslı olmaya razı değildim, sadece kendi hayatımın efendisi olmaya razı değildim. Bunlarda rıza gösterilecek bir şey, efendilik sayacak bir hal göremedim. Evet, herkes elbet kendi hayatını yaşar ama efendi mi, köle mi, sahici mi, kopyacı mı olduğuna başkalarının da hayatlarına, çabalarına, terlerine bakarak karar verilir herhalde. Evet, evinin ve hayatının efendisi. ama elbet o evden. o hayattan çıkılacağı gün gelecek, efendiliğin de seninle gelecek mi, ben evde bir şey unuttum mu diyeceksin? Nasıl olsa çok var böyle efendilerden, varsın bir ta!le eksik kalsın, ne fark eder?