Şimdi bunları yazarken gözlerim kupkuru, fakat kalbime nereden geldiğini bilmediğim hasret ve feragat yaşları ateş gibi, zehir gibi damla damla düşüyor ve her düştüğü yerde derine giden bir sızı, bir ateş, bir acı duyuyorum. Kalbim bu akşam bu ince ve uzun sızılarla delik deşik, nasıl fena ağrıyor!
Kendi irademin demir çerçevesi içinde kendimi öyle bir bağlamıştım ki tehlikeli ve ilerisi için zararlı telakki ettiğim bu taşan, kaynayan kalbimdeki yeni hayat menfezini sımsıkı tıkamıştım.