sürekli değişen ekrana konsantre olduğunda kalbinin bir köşesinde yer eden boşluğu az da olsa doldurabilmesiydi. Kimi zaman boş kimi zaman dolu görünen o tuhaf bölgede acı ya da sızı hissediyordu, olur da bir anlığına ihmal etse boşluk daha da büyüyüp onu ele geçirecekti sanki. lşte bu yüzden televizyon izliyordu. Hiçbir anlamı olmayan görüntülere bakarken kalbini ve zihnini düşüncelerden arındınyordu. Ama ne kadar arındırırsa arındırsın durmaksızın akan düşünce pınarı orayı yeniden dolduruyordu.
Her hazanda birbiri üzerine dökülen ağaç yaprakları gibi insanlar da birbiri ardına toprağa yatarak yok oluyor. Bu değişmez, umumi bir kanun... Niçin endişe etmeli? Şu dün yada erilen başka ne var? Hayat yalan... Ölüm hakikat...