Sünnetin ebedî kaynağı Asr-ı Saadet Medine-i Münevvere'si iken, bid'atin kaynağı devirlere göre değişir. Bid'at=modernliğin kaynağı geleneksel çağda Acem (İran) iken modern çağda Batı olmuş; modernleşme, Acemleşme ve Garplılaşma olarak değişmiştir.
Sürekli "Kur'an'ın insanlara aklı kullanmaya çağırdığını, İslâm'ın akla dayanan bir din olduğu"nu iddia eden Abduh gibi modernistlerin gözden kaçırdığı kritik bir nokta vardı. Kur'an'da hiçbir yerde insanlara aklın "el-akl" şeklindeki isim veya mastarı değil, "akl ederler, akl etmezler mi?" gibi fiil hali izafe edilmektedir. Bu, insan aklının otonom yerine, ancak aşkın bir klavuza (nakl) bağlı işlev görebileceğini belirtir.
Müslümanlık, İslam-öncesi devirde kendilerini tarihin faili kılan güçlü bir kimlik idrakine sahip olan İranlılar için kimlik kaybı, Araplar için kimlik tahkimi, Türkler için kimlik kesbiydi; dolayısıyla İranlılar için tarihten kopuş, Araplar için tarihin devamı, Türkler için tarihe giriş demekti.
Osmanlı'da geleneksel olarak medrese ile mektep ehli, ilmiye ile kalemiye arasında meşrep bakımından bir mesafe vardı; ancak tekke, bilhassa Mevlevî tekkesi, ikisini birleştiren köprü işlevi görüyordu. Ancak II.Mahmud devrinden itibaren yeni müesseselerden, Batılı çevrelerden yeni kültürler, kıyafetlerle yetişen alafranga, Frankafon bürokrat, mülkiye ile klasik ulemâ arasındaki yabancılaşma arttı.