Sinemhan'ın yerdeki kanını iki elimle avuçladım, sanki geri götürüp damarlarına koysam canlanır gibi aşağıya kadar avuçlarımda taşıdım kanını. İnsan o an ne yaptığını, ne yapacağını bilemiyor ki. Akıl uçup gitmiş başımdan, yüreğim bir kaya parçası gibi kaskatı sıkışıp kalmış göğsümde. Boğazım yanıyor, sesim gitmiş, dilim yok sanki. İnsan inanmıyor ölüme, inanmak istemiyor işte.
Barış dediğimiz şey insanların kavuşmak için çırpınıp bir türlü ulaşamadığı, hasretlik çekilen sevgili değil ki. İnsanlar gerçekte barış istemediği için barış yoktur.
"Niyet ettim gazeteci olarak yaşamaya" dediyseniz, öldüğünüzde geriye en fazla bir kooperatif evi (son taksitleri henüz ödenmemiş olacak), bir de nakte çevrilemeyen "onurlu geçmişiniz kalır ki nakte çevrilememesinin nedeni dünya nın bütün paralarının toplamından değerli olmasıdır.
İçeri girince nasıl karşılayacağımı, neler söyleyeceğimi de falarca kurdum kafamda. Neredeyse on yıldır bugünün ha yaliyle yaşadım. Planlar yaptım, bozdum, yeniden yaptım. Umutsuzluğa kapıldığım anlar da oldu, kendime kızdığım zamanlar da. Ama istisnasız hep nefret ettim kendimden, geçmişimden ve geleceğimden. Kendinden nefret etmek na sıl bir duygudur, bilir misiniz? Sanmıyorum. Şu yeryüzünde nefret ettiğiniz tek kişiyi her gün yirmi dört saat bedeninizin içinde taşımak nedir, bilemezsiniz. Mümkünse de bilmeyin. Defalarca kurtulmak istedim kendimden. İntiharın bu kadar kolay olabileceğini asla düşünemezdim. Ama hayır dedim her seferinde, henüz değil