“Kant, Almanların o kurnaz adamı, Tanrı’nın, ruhun, özgür iradenin, ahlak yasasının varlığını ‘kanıtlamayı’ artık olanaksız gören bir çağda, gene de onların var olmaları gerektiğine inandığı için, bilgiye yer bırakmayan ama inanca yer açan ‘aklı sınırlama’ eylemini gerçekleştirmiştir. İşte bu ahlak uğruna aklı feda etme alçaklığı, felsefenin iflasının işaretidir.”
F a k i r l e ş m e k zorundasın,
bilge cahil!
sevilmeyi arzuluyorsan.
Kişi yalnızca acı çekenleri sever,
kişi, yalnızca aç olanları sever:
i l k i n k e n d i n i h e d i y e e t, ey Zerdüşt
- Ben senin hakikatinim…
Tanrı öldü. Tanrıdan geriye bir ölü kaldı. Ve onu öldüren biziz. HâӀâ gölgesi beliriyor uzaklarda. Kendimizi nasıl avutacağız, biz katillerin katilleri? Neydi bıçaklarımızın altında ölümüne kan döken, dünyanın sahip olmuş olduğu bu en kutsal ve en kudretli şey: bu kanı kim silecek üzerimizden? Hangi su var bizi temizleyecek? Hangi teselli şölenlerini, hangi kutsal oyunları icat etmek zorunda kalacağız? Fazla büyük değil mi bize bu davanın yüceliği? Buna lâyık olmak için birer tanrıya dönüşmeli değil miyiz?
Dionyssos:
Akıllı ol, Ariadne!..
Küçük kulakların var senin, benim kulaklarım var sende:
zekice bir sözcük tık içine! —
Kişi sevecekse kendini, ilkin nefret emek zorunda değil mi, kendinden?..
B e n s e n i n l a b i r e n t i n i m . . .