Allah der ki “Kimi benden çok seversen onu senden alırım”Ve ekler: “Onsuz yaşayamam” deme,seni onsuz da yaşatırım.
Ve mevsim geçer,gölge veren ağaçların dalları kurur,sabır taşar,canından saydığın yar bile bir gün el olur,aklın şaşar.
Dostun düşmana dönüşür,düşman kalkar dost olur,öyle garip bir dünya.
Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur
“Düşmem” dersin düşersin,”Şaşmam” dersin şaşarsın.
En garibi de budur ya “Öldüm” der durur, yine de “yaşarsın.
Mevlana
Oyunun durumunu böylece anlayıp, gururunu nasıl elden bırakmayacağına karar verdikten hemen sonra Hel içinde yılların biriktirdiği tiksinti ve nefretin eriyip yok olduğunu hissetmişti. Geçmiş denilen şey, gelecekten arındırıldığı anda bir yığın önemsiz ayrıntı haline geliyordu. İçinde organik hiçbir şey kalmıyordu. Güçlü olan, acı veren hiçbir şey.
Öğütler ancak öğüt verene yararlıdır. O da, vicdanındaki yükü hafiflettiği için. Sen de eninde sonunda kaderinde yazılı olanları ve yetiştirilişinin seni sürüklediği hareketleri yapacaksın. Öğütlerimin senin hayatın üzerinde yaratacağı etki, suya düşen kiraz çiçeğinin nehrin akışı üzerinde yaptığı etkiden fazla olmayacak.
Benim hiçbir şeyle yetinemediğimi düşünüyorsunuzdur. Ama işin aslı, içimde artık bulunduğum yerde olmamak için belli belirsiz bir gereksinim, bir istek duyuyordum işte.