Kar tren yolu boyunca sıralanmış, korkuluksuz balkonlarında asılıçamaşırların kurumak bilmediği, kırık dökük bacalarından ince bir dumantüten, sıvasız boyasız, ağlamaklı evlerin üzerine bir çuval un dökülür gibisessiz ve ince yağıyor; eski iskemle, kırık saksı, lastik, leğen, bidon, hurda teneke ve daha bir yığın artıkla dolu çirkin bahçeleri, pencere önlerini, çitleri,eksik kiremitli çatıları örtüyor; bütün bu yoksulluğu gizleyerek kendinekatıyordu. Gece gibi gizleyen, bir kılan, temiz ve parlak bir örtüydü yoksulevler için.
…keten güneşlikleri indirerek karanlığı odalara salardı. İşte o zaman renklerin oktavları azalır, sanki denizin dibine dalmış gibi, oda gölgeyle dolar, ışık, yeşil aynalarda, bulanıklaşarak yansırdı ve günün tüm sıcağı, öğlen saatlerinde daldıkları hayallerle hafifçe dalgalanan güneşliklere verirdi soluğunu.
…saydam derilerinin atı suyla dolu parlak kirazları, kokuları tatlarını geçen gizemli kara vişneleri, sarı etlerinin altında uzun öğleden sonraların çekirdeğini barındıran kayısıları bir kenara koyardı: meyvelerin bu saf şiirselliğinin yanında kaburgaları güçle ve sağlıkla şişmiş dana etlerini, ölü ahtapotlara ve denizanalarına benzeyen deniz yosunlarını da sepetinden çıkarırdı-bu çiğ yiyecekler, henüz biçimlenmemiş, tadı oluşmamış öğlen yemeğinin, vahşi ve kırsal kokan, bitkisel, toprak kökenli malzemeleriydi.