Belki de asıl merak edilen, yeni gelenin eskinin enkazını kaldıracak kudrette olup olmayacağı, viran olan bahçenin yeniden yeşerip yeşermeyeceğiydi. Tılsımını yitiren duygular kırıldığı yerden boy verebilecek miydi? Yoksa eskinin gölgesinde kalarak yeni hayata cılız bir bitki olarak mı devam edecekti?
Adı aşk olan süslü bir ambalajın içinden kocaman bir hayal kırıklığı çıkabileceği gibi, sade bir duygu ambalajının içinden göz kamaştıran bir inci tanesi de çıkabilir.
Zaman böylesine kıt ve dünya böylesine zalimken insan nasıl böylesine gelişigüzel yaşayabilir ki? Bir yol bulmalı, bir dünya kurmalı, bir el tutmalı insan; sitemkâr ba- kışlarla yaşama boş vermek üzere olan bir el. Tutmalı ve kendi boş vermişliğinin uyanışıyla onu sımsıcak sarmalı.