İlkel toplumlarda savaşın sıklığının nedeni, genellikle iddia edildiği üzere, bu toplumların her yerde gösterdiği aşırı parçalı yapı olmalıdır. Mekanik olarak bir sonrakini doğuran, kaynakların kıtlığı-yaşamsal rekabet-grupların tecriti serisi, genel bir sonuç olarak, savaşı üretiyor olmalıdır. Oysa, eğer sosyopolitik birimlerin çokluğu ve şiddet arasında derin bir ilişki varsa, bunu anlamak için, geleneksel temsil sırası tersine çevrilmelidir: Savaş parçalı yapının değil; parçalı yapı savaşın sonucudur. Sadece sonucu değil, amacıdır da: Savaş, aranan bir sonuç ve beklenen bir amaç olan ilkel toplumun parçalı yapısının, aynı anda hem nedeni hem de aracıdır. İlkel toplum tüm varlığıyla dağılımı ister: Parçalara ayrılma isteği, bu sosyolojik iradeyi gerçekleştirdiği ölçüde ve gerçekleştirmesi sayesinde, var olan ilkel toplumsal varlığa aittir. Bir başka deyişle, ilkel savaş, politik bir amacın aracıdır. Yabanİlerin neden savaştıklarını sorgulamak, bu yüzden, onların toplumunun öz varlığının ne olduğunu incelemektir.
***
Bölgenin kontrolü topluluğa, kaynak bakımından öz yeterliliği güvenceye alarak otarşi idealini gerçekleştirme olanağı verir: yani Topluluk kimseye bağımlı değildir, bağımsızdır. Tüm yerel gruplar için koşullar aynıyken, şiddetin genel yokluğunun takip etmesi gerekirdi bunu: Şiddetin, nadir bölge ihlali durumları dışında açığa çıkmaması; yalnızca savunma niteliğinde olması, yani, hiçbir grubun kendi güvenli bölgesinden çıkmak için bir nedeni yokken, meydana gelmemesi lazımdı. Ancak savaşın genel bir olgu olduğunu ve çoğunlukla taarruz niteliğinde olduğunu biliyoruz. Öyleyse, savaşın nedeni bölgenin savunulması değildir; savaş ve toplum arasındaki ilişki henüz açıklığa kavuşmamıştır.
***
İlkel toplumun varlığı hep, batılı toplumun varlığına göre tamamen