Mel

İlkel toplumlarda savaşın sıklığının nedeni, genellikle iddia edildiği üzere, bu toplumların her yerde gösterdiği aşırı parçalı yapı olmalıdır. Mekanik olarak bir sonrakini doğuran, kaynakların kıtlığı-yaşamsal rekabet-grupların tecriti serisi, genel bir sonuç olarak, savaşı üretiyor olmalıdır. Oysa, eğer sosyopolitik birimlerin çokluğu ve şiddet arasında derin bir ilişki varsa, bunu anlamak için, geleneksel temsil sırası tersine çevrilmelidir: Savaş parçalı yapının değil; parçalı yapı savaşın sonucudur. Sadece sonucu değil, amacıdır da: Savaş, aranan bir sonuç ve beklenen bir amaç olan ilkel toplumun parçalı yapısının, aynı anda hem nedeni hem de aracıdır. İlkel toplum tüm varlığıyla dağılımı ister: Parçalara ayrılma isteği, bu sosyolojik iradeyi gerçekleştirdiği ölçüde ve gerçekleştirmesi sayesinde, var olan ilkel toplumsal varlığa aittir. Bir başka deyişle, ilkel savaş, politik bir amacın aracıdır. Yabanİlerin neden savaştıklarını sorgulamak, bu yüzden, onların toplumunun öz varlığının ne olduğunu incelemektir. *** Bölgenin kontrolü topluluğa, kaynak bakımından öz yeterliliği güvenceye alarak otarşi idealini gerçekleştirme olanağı verir: yani Topluluk kimseye bağımlı değildir, bağımsızdır. Tüm yerel gruplar için koşullar aynıyken, şiddetin genel yokluğunun takip etmesi gerekirdi bunu: Şiddetin, nadir bölge ihlali durumları dışında açığa çıkmaması; yalnızca savunma niteliğinde olması, yani, hiçbir grubun kendi güvenli bölgesinden çıkmak için bir nedeni yokken, meydana gelmemesi lazımdı. Ancak savaşın genel bir olgu olduğunu ve çoğunlukla taarruz niteliğinde olduğunu biliyoruz. Öyleyse, savaşın nedeni bölgenin savunulması değildir; savaş ve toplum arasındaki ilişki henüz açıklığa kavuşmamıştır. *** İlkel toplumun varlığı hep, batılı toplumun varlığına göre tamamen
Reklam
Tecrübelerime göre kötülük aileler içinde süregelmektedir. Dördüncü bölümde bahsettiğim kişinin ailesi kötüydü. Kötülüğün aileler içinde nesilden nesile devam etmesinin nedeni nedir? Kötülük kalıtsal mıdır? Yoksa çocuk ailesini mi taklit etmektedir? Ya da ailesine karşı bir savunma mekanizması mıdır? Peki kötü birer anne ve babaya sahip olup da kendileri iyi olan çocukları nasıl açıklayacağız? Bilmiyoruz ve bu konuda kapsamlı bir bilimsel araştırma yapılana kadar da bilemeyeceğiz. Bununla birlikte, hastalıklı ben-severliğin oluşumuna ilişkin önde gelen teorilerden biri de bunun bir savunma mekanizması olduğudur. Bütün küçük çocuklar ben-sever karakter özellikleri gösterdikleri için sevgi dolu ve anlayışlı ailelerin çocuklarının gelişimleri süresince ben-sever davranışları bırakacakları düşünülmektedir. Ancak çocuğun ailesi sevgisiz ve ilgisiz ise çocuk kendini korumak için ben-sever karakter özelliklerini bırakmayacaktır. Bu teori insan kötülüğünü de açıklayabilir. Çocuklar kendilerini kötü ailelerine karşı korumak için kendileri kötü olabilirler. Bununla birlikte, kötülüğe başka açılardan yaklaşabiliriz. Aslında bazılarımız çok iyiyken bazılarımız çok kötü, bazılarımız ise arada bir yerdedir. İyilik ve kötülüğü bir cetvel olarak düşünebiliriz. Bireyler olarak bu cetvelin her iki yönünde hareket edebiliriz. Nasıl ki zenginler daha zengin, fakirler daha fakir oluyorsa, iyi insanlar da daha iyi olmaya ve kötü insanlar da daha kötü olmaya eğilimlidirler. Erich Fromm bu konuda şunları söylemişti: Seçme kapasitemiz hayatla birlikte değişir. Yanlış seçimler yaptıkça kalbimiz sertleşir ve doğru seçimler yaptıkça kalbimiz yumuşar. Özgüvenimi, cesaretimi artıran her seçim doğru seçimler yapma kapasitemi de artırır. Öyle ki, zamanla yanlış seçimler yapmam imkansız olur. Öte

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·56 syf.·
12 günde okudu
·
2023 42. kitabı
Pierre Clastres
7.7/10 · 105 okunma
"Hiçbir kültürde bütün yanıtlar yoktur"