Biyografik kavrayış, kişinin yaşamındaki birçok perspektifin bir araya getirilmesini gerektirir: çocukluk, aile, arkadaşlık, kişiler ve bunların etkileri, kültürel eğilimler, sosyal kurumlar, tarihsel dönem vb. Bir kişinin bütünüyle anlaşıldığı hissi asla yakalanamasa da yaşamının anlamı, hayal kırıklıkları, sevinçleri ve mücadeleleri anlaşılabilir. Biyografik kavrayış, anlaşılmak isteyen kişiyle empatik bir özdeşim de gerektirir. Biyografik kavrayış, anlaşılmış kişinin öznel ifadelerine dayanan yorumlayıcı güçleri mutlaka içermelidir (günlükler, mektuplar, röportajlar, yaratıcı çalışmalar, vs.). Böylece yaşamları bilimsel olarak nasıl çalışmamız gerektiği konusu sık sık ortaya çıkar ve sıklıkla yaşam öyküsünü yazanın argümanlarını desteklemek için kişilik kuramlarına başvurulur. Yaşam çalışmaları olarak bilinen bütün bir alt alan, kişiliği kavrayışımıza önemli katkılara ilham vermek ve bu tür sorunları ele almak için ortaya çıkmıştır (bkz. McAdams & Ochberg, 1 988; Rosenwald& Ochberg, 1992).
Bunun ışığında, kişilik, ideolojik süreçlerin kristalleşmiş hali olarak görülebilir. Güç ve güçsüzlük yalnızca sosyal kurumlar aracılığıyla değil, kişilik aracılığıyla da devam eder. Yüksek beklentiler veya umutsuzluk, girişkenlik ya da edilgenlik, iyilik ya da memnuniyetsizlikte yansıtılır. Daha önce gördüğümüz gibi, kişiliğin ana akım kavramları, bireyci ve asosyal karakterde olduğu ölçüde ideolojiktir. Dahası, kişiliğin kendisi, deneyimlendiği haliyle, ideolojik bir yapı olarak da anlaşılabilir. Freud'un aklında, bireysel psike üzerindeki uygarlaşma baskıları ve türün dürtüleri arasındaki çatışma noktalarını şekillendiren karakter yapıları veya semptomlarına atıfta bulunmak için "uzlaşma oluşumu"6 terimini türettiğinde buna benzer bir şey vardı. (Marcuse, 1955). Frankfurt