Mel

Cinsler arasındaki anatomik farklılık ve cinsel ilişki, erkeğin etkin biçimde "girmesini", kadının ise erkeğe göre daha edilgin bir konumda olmasını gerekli kılar. Bu nedenle de, erillikle sadizm ve dişillikle mazoşizm arasında kimi benzerlikler bulunmaktadır. Kinsey'in, erkeklerden daha dar bir cinsel uyarı yelpazesine tepki gösteren kadınların, büyük çoğunlukla ilişki sırasında ısırılma yoluyla cinsel heyecan duyduklarını söylemesi ilginçtir. Freud, mesleğinin ilk zamanlarında, saldırganlık konusunu araştırdığı sırada, kadını bütünüyle fethetmek için erkeğin belirli bir oranda sadizme gereksemesi olduğunu belirtmiştir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Cinsel kökenli suçluluk duygusunun, kişiyi gerçek ilişkiler yerine cinsel fantezilerle doyum sağlamaya sürüklediğini belirtmiştik. Aşağılık duygusu da aynı rolü oynamaktadır. Karşı cinsel ilişkinin mutluluğunu tadamayan kimsenin cinsel fantezilerinin iki önemli kaynağı bulunmaktadır. İlk kaynak, kişinin çocukluğunda yaşadığı, büyüdüğünde yerlerine daha zevk verici olanları koyamadığı için hala önemlerini korumakta olan gerçek cinsel deneyimlerdir. Öteki ise, dilek-doyurucu (wish-fulfilling) düşlemler kurarak, kişinin şimdiki cinsel yoksunluklarını ödünlemeye yönelik düşlem gücünü devinime getirmeye olan doğal eğilimidir. İlerde de göreceğimiz gibi, cinsel sapmalarla ilgili fanteziler, genellikle geçmişteki deneyimlerle gelecekteki umutların bir bireşimidir. Kişi, kendisi dışındaki insanlarla ne denli az iletişim kuruyorsa, o denli gerçekleşmesi tümüyle olanaksız erotik durumları düşlemlemeye yönelir. Bu erotik düşlemler, onun yaşamının ayn bir parçasıdır ve kafasında canlandırdığı insanların cinsel yönleri dışında, başka bir kişilikleri yoktur. Cinsel sapmalar konusundaki bir inceleme, büyük oranda aşktan soyutlanmış bir cinselliğin araştırılmasıdır. Birçok cinsel sapmanın en önemli ve temel özelliklerin den biri de, bunların ilk bakışta sadistik ya da mazoşistik yanlarının fark edilmeyişidir. Örneğin fetişizmin birçok türü, sado-mazoşistik eğilimleri de içerir; teşlurcinin karşısındakileri şaşkınlıktan dehşete düşürn1e arzusunun, kendisini teşhir ettiği kimselere yönelik sadistik bir dav- . ranış olduğu söylenebilir. Bu arzunun nedeni acı vermekten ya da acı duymaktan çok, başkalarına her şeyi yapabileceğini göstermek ve onları kendi eylemine alet etmektir. De Sade, özyaşam öyküsünden izler taşıyan bir romanında, bu bağlam içinde şunları söylemektedir: Anne

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·206 syf.·
16 günde okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2023 21:53
·
2023 45. kitabı
Biyografik kavrayış, kişinin yaşamındaki birçok perspektifin bir araya getirilmesini gerektirir: çocukluk, aile, arkadaşlık, kişiler ve bunların etkileri, kültürel eğilimler, sosyal kurumlar, tarihsel dönem vb. Bir kişinin bütünüyle anlaşıldığı hissi asla yakalanamasa da yaşamının anlamı, hayal kırıklıkları, sevinçleri ve mücadeleleri anlaşılabilir. Biyografik kavrayış, anlaşılmak isteyen kişiyle empatik bir özdeşim de gerektirir. Biyografik kavrayış, anlaşılmış kişinin öznel ifadelerine dayanan yorumlayıcı güçleri mutlaka içermelidir (günlükler, mektuplar, röportajlar, yaratıcı çalışmalar, vs.). Böylece yaşamları bilimsel olarak nasıl çalışmamız gerektiği konusu sık sık ortaya çıkar ve sıklıkla yaşam öyküsünü yazanın argümanlarını desteklemek için kişilik kuramlarına başvurulur. Yaşam çalışmaları olarak bilinen bütün bir alt alan, kişiliği kavrayışımıza önemli katkılara ilham vermek ve bu tür sorunları ele almak için ortaya çıkmıştır (bkz. McAdams & Ochberg, 1 988; Rosenwald& Ochberg, 1992). Bunun ışığında, kişilik, ideolojik süreçlerin kristalleşmiş hali olarak görülebilir. Güç ve güçsüzlük yalnızca sosyal kurumlar aracılığıyla değil, kişilik aracılığıyla da devam eder. Yüksek beklentiler veya umutsuzluk, girişkenlik ya da edilgenlik, iyilik ya da memnuniyetsizlikte yansıtılır. Daha önce gördüğümüz gibi, kişiliğin ana akım kavramları, bireyci ve asosyal karakterde olduğu ölçüde ideolojiktir. Dahası, kişiliğin kendisi, deneyimlendiği haliyle, ideolojik bir yapı olarak da anlaşılabilir. Freud'un aklında, bireysel psike üzerindeki uygarlaşma baskıları ve türün dürtüleri arasındaki çatışma noktalarını şekillendiren karakter yapıları veya semptomlarına atıfta bulunmak için "uzlaşma oluşumu"6 terimini türettiğinde buna benzer bir şey vardı. (Marcuse, 1955). Frankfurt