Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
NLP, yaşam boyunca edindiğimiz deneyimlerimizin sonucu oluşturduğumuz algısal temsillerimiz ve kullandığımız dil ile şekillenen içsel haritalara bağlı olarak herkesin kendine ait bir dünya görüşü olduğunu ileri sürer. Yaşadığımız dünyayı nasıl yorumlayıp nasıl tepki verdiğimizi, deneyim ve davranışlarımızı nasıl anlamlandırdığımızı belirleyen gerçeğin kendisinden çok gerçek hakkındaki nörolinguistik haritalarımızdır.
Birtakım kelimeler deneyimlerimizin farklı yönlerini ön plana çıkaracak şekilde onları yeniden çerçevelendirir.
Sözler deneyimlerimizi sadece temsil etmekle kalmaz aynı zamanda deneyimin bazı yönlerini ön plana çıkarıp bazılarını geri plana iterek onları farklı algılamalara neden olacak şekilde çerçeveler de. Örneğin: "Fakat': "ve" ve "olsa bile" gibi bağlaç sözcükleri ile kurulmuş bir cümleyi ele alalım. Düşünce veya deneyimlerimizi bu farklı bağlaç sözcükleri ile ilişkilendirdiğimizde bunların her biri dikkatimizin deneyimin farklı yönüne odaklanmasına neden olacaktır. Eğer herhangi bir kişi cümleyi, "Bugün hava çok güzel ama yarın yağmur yağacak," şeklinde ifade ediyorsa, dikkat yarın yağacak olan yağmura odaklanacak ve ister istemez bugünün güneşli olduğu gerçeği göz ardı edilecektir. Eğer aynı kişi aynı cümleyi, " Bugün hava çok güzel ve yarın yağmur yağacak," şeklinde ifade ediyorsa dikkat iki olay üzerinde de eşit şekilde odaklanacaktır. Cümlelerin yeri değiştirilip iki olay "olsa bile" bağlacı ile ilişkilendirildiğinde, "Yarın yağmur yağacak olsa itle bugün hava çok güzel," ifadesinde, dikkat havanın güzel olmasına odaklanacak ve yarın yağacak olan yağmur geri plana itilecektir.
Her insanın kendine ait bir dünya haritası vardır. Tek ve doğru harita diye bir şey söz konusu değildir. İnsanlar mevcut fırsatlar ve kendi dünya modelleri doğrultusunda
İç gözlem yaptığımda bana kesin gibi görünen şey şu: Ben dil olmadan düşünebiliyorum. Hatta, çok defa, bir şeyler düşünüyorum ama ne düşündüğümü ifade etmekte zorlanıyorum. En azından benim ve tahminimce herkesin yaşadığı bir şey; bir şeyi ifade etmeye çalışırsınız, onu ifade ettiğinizde söylemek istediğinizin bu olmadığını fark edersiniz ve sonra da onu söylemek istediğiniz şeye daha yakın hale gelecek şekilde tekrar söylemeye çalışırsınız. Sonra da birisi size yardımcı olur ve onu başka bir şekilde tekrar söylersiniz. Bu çok genel bir deneyim ve bu deneyimin varlığını anlamak, dil olmadan düşünebildiğinizi varsaymazsanız, oldukça zor. Düşünüyorsunuz, düşündüğünüz şeyi ifade etmenin bir yolunu arıyorsunuz ve bazen bunu yapamıyorsunuz işte. Düşündüğünüz şeyi başkasına ifade etmenin bir yolunu bulamıyorsunuz. Bazen bazı şeylerle ilgili çok hızlı bilinçdışında kararlar veriyorsunuz. Biri size bu karara nasıl vardığınızı sorduğunda, çoğunlukla bunu anlatmak çok zor oluyor. Bunun gibi deneyimler aslında dil olmadan düşünebildiğimizi ve düşündüğümüzü gösteriyor gibi görünüyor ve eğer düşünüyorsanız, o zamanda belli bir kavramsal yapının orada olması gerekiyor. Bunun dil ile nasıl bir ilişki içinde olduğu sorusu mevcut durumda hiç dokunulamayan başka bir araştırma konusu; ama önemli ve ilginç olma olasılığı olan bir konu.
Bu arada, bir işaret diline baktığınızda, o da tek bir kanaldan çıkmıyor. Onun da çok sayıda çıktı kanalları var ama konuşma dilinin tek bir kanalı var. Bu bizim söyleme-algılama sistemlerimizin bir kısıtlaması ve her şeyin belli bir şekilde sıralanmasını zorunlu kılmakta. Diyelim ki telepatik olarak iletişim kurma yeteneğine sahip olsaydık (böylece ses çıkarmak zorunda olmazdık) ; dilde sözcük sıralaması da olmayabilirdi. [Dinleyicilerden anlaşılmayan bir