En uç tez olan düşünmedeki kısır döngüyle işe başlayalım. Düşünmenin kendi düşünceleri dışında bir şeyi düşünmediği, düşüncenin ise kendi düşünceleri dışında bir şeyi kavramadığı doğru mudur? Tam tersine düşünmenin, düşünceyi düşünen, onunla, kendisinden tamamen farklı olan-fakat tam da bu nedenle, düşünceyle asıl kastedilen şey olan- bir nesneyi düşündüğü, yani düşünmenin çifte yönelimli olduğu doğru değil midir?
Aslında kimse düşünmek için düşünmez. Bu, verimsiz bir düşünme olurdu. Aksine, düşünce hep başka bir şeye ilişkindir. Bu başka şey de var olandır. En azından, eğer düşünmek yalnız bir düşünce oyunu, hayal kurma veya fantazi değil de, gerçek, yaşamla bağı kurulmuş, arayan ve bulan bir düşünme ise, bu böyledir. Ve yalnız bunun üzerine konuşulması gerekir. Düşünmedeki kısır döngü bu temel fenomeni görmezlikten gelir. Bunun nedeni ise görülemeyen bir çift-anlamlılıktır. Genel olarak" ... düşünceyi düşünüyorum" diyoruz, ama aynı zamanda " ... şeyleri (olgu durumunu, sonucu) de düşünüyorum" diyoruz. Şeyi nasılsa öyle düşündüğüm zaman, düşünce içerikle çakışır, o zaman da düşünce ve şey, içerik bakımından birbirlerinden ayrılamazlar, ama varlık tarzları açısından temeldeki farklılıkları sürmektedir. Çünkü düşünce yalnız zihindedir; şey ise düşünülmeden önce olduğu gibi, [düşünüldükten] sonrada zihnin dışındadır. Düşüncedeki kısır döngü bunu fark etmez; şey düşünüldüğünde, onun yalnız düşünce olduğu sanılır. Bununla da hakiki düşünmenin anlamını ortadan kaldırır ve geriye kalan boş düşünce oyunundan başka bir şey değildir.
Sorun düşünmenin, düşünceyi daha yönelimde nasıl aştığı ve şeye nasıl ulaştığıdır. Bu sorun ancak daha geniş bir sorun bağlamı içinde çözülebilir, çünkü bilinci aşan yalnızca düşünme değildir; çok daha temel olan, yaşamda çok daha derin ve kök