Mel

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·348 syf.··
12 günde okudu
·
2022 60. kitabı
Ferdinand de Saussure
8.2/10 · 40 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Linguist için iletişim bir olgudur, hatta çok açık bir olgudur. insanlar gerçekte başka birileriyle konuşur. Fakat ontolojik bir inceleme için iletişim bir enigma/muamma, hatta bir mucizedir. Neden? Herhangi bir diyalojik söylem yapısının mümkünlüğünün ontolojik şartı olarak bir arada olma, her İnsanî varlığın temel yalnızlığını aşma yahut üstesinden gelme yolu olduğu için. Yalnızlıkla, bizim genellikle kalabalıkta izole edilmişlik hissetmemizi, yahut tek başına yaşamamızı ve ölmemizi değil, çok daha radikal anlamda, kişinin tecrübe ettiği şeyin başka bir kişiye falan falan tecrübe olarak bütünüyle nakledilemeyeceğini kasdediyorum. Benim tecrübem doğrudan si­zin tecrübeniz olamaz. Bir bilinç akışına ait bir olay, aynen bir başka bilinç akışına nakledilemez. Ancak yine de benden size bir şey intikal eder. Bir şey bir hayat alanından bir diğerine nakledilir. Bu bir şey tecrübe edilmişlik olarak tecrübe değil, onun anlamıdır. İşte mucize. Tecrübe edilmiş bir şey olarak tecrübe, yaşanmış bir şey olarak tecrübe özel kalır, ancak anlamı, yani mânası genel hale gelir. Bu tarzdaki iletişim, yaşanmış tecrübenin yaşanmış bir şey olarak radikal iletilemezliğinin/nakledilemezliğinin aşılmasıdır. Olay ile anlam diyalektiğinin bu yeni boyutu dikkate değerdir. Olay yalnızca ifade edilmiş ve nakledilmiş bir şey olarak tecrübe değil, aynı zamanda öznelerarası mübadele, diyalogun vuku'dur. Söylem ânı diyalog ânıdır. Diyalog iki olayı, konuşma ve dinlemeyi, birbirine bağlayan bir olaydır. Bu diyalojik olaydan dolayı, anlam olarak anlama homojendir. Dolayısıyla som şudur: söylemin kendisinin diyalog olayında anlamlı olarak iletilebilen boyutları nelerdir? Bu somya verilebilecek ilk cevap açıktır. İletilebilen şey her şeyden önce söylemin önerme içeriğidir, ve biz asıl kriterimize —
Söylemin önemli boyutlarından biri, birine hitap etmesidir. Söylemin yöneldiği bir başka konuşucu vardır. Konuşucu ve dinleyici çiftinin mevcudiyeti, iletişim olarak dili oluşturur. Dili iletişim açısından inceleme, iletişim sosyolojisiyle başlamaz elbette. Eflâtun'un söylediği üzere, diyalog söylemin temel yapısıdır. Soru sormak ve cevap vermek konuşma hareketi ve dinamiğini destekler, ve bir anlamda onlar başkaları arasında bir söylem modu oluşturmaz. Her söyleme içindeki edim (illocutionary act) bir tür sorudur. Bir şey iddia etmek anlaşmayı ummaktır, tıpkı bir emir vermenin itaat beklemesi gibi. Kendi kendine konuşma — tek kişilik söylem — bile kişinin kendiyle diyalogudur, yahut, bir kez daha Eflâtun'u zikretmek gerekirse, dianoia (düşünme) ruhun kendiyle diyalogudur.
Zihindeki anlam söylemin kendinden başka hiçbir yerde bulunamaz. İfade edenin anlamının ifadenin anlamında izi vardır.
Dil ve yazı birbirinden ayrı iki göstergeler dizgesidir. Yazının biricik varlık nedeni dili göstermektir. Dilbiliminin konusunu, yazıdaki sözcükle konuşmadaki sözcüğün birleşimi oluşturmaz: Onun konusu yalnız konuşmadaki sözcüktür. Ne var ki yazılı sözcük, görüntüsü olduğu sesli sözcükle öylesine kaynaşır ki sonunda baş köşeye kuruluverir; sesli göstergenin görüntüsüne kendisinden daha çok önem verilir. Sanki birini tanımak için onun yüzüne bakmaktansa resmine bakmak daha geçerli bir yolmuş gibi! ** Herhangi bir sözcüğün değerini, onu çevreleyen öbür sözcükler belirler.