Linguist için iletişim bir olgudur, hatta çok açık bir olgudur. insanlar gerçekte başka birileriyle konuşur. Fakat ontolojik bir inceleme için iletişim bir enigma/muamma, hatta bir mucizedir. Neden? Herhangi bir diyalojik söylem yapısının mümkünlüğünün ontolojik şartı olarak bir arada olma, her İnsanî varlığın temel yalnızlığını aşma yahut üstesinden gelme yolu olduğu için. Yalnızlıkla, bizim genellikle kalabalıkta izole edilmişlik hissetmemizi, yahut tek başına yaşamamızı ve ölmemizi değil, çok daha radikal anlamda, kişinin tecrübe ettiği şeyin başka bir kişiye falan falan tecrübe olarak bütünüyle nakledilemeyeceğini kasdediyorum. Benim tecrübem doğrudan sizin tecrübeniz olamaz. Bir bilinç akışına ait bir olay, aynen bir başka bilinç akışına nakledilemez. Ancak yine de benden size bir şey intikal eder. Bir şey bir hayat alanından bir diğerine nakledilir. Bu bir şey tecrübe edilmişlik olarak tecrübe değil, onun anlamıdır. İşte mucize. Tecrübe edilmiş bir şey olarak tecrübe, yaşanmış bir şey olarak tecrübe özel kalır, ancak anlamı, yani mânası genel hale gelir. Bu tarzdaki iletişim, yaşanmış tecrübenin yaşanmış bir şey olarak radikal iletilemezliğinin/nakledilemezliğinin aşılmasıdır.
Olay ile anlam diyalektiğinin bu yeni boyutu dikkate değerdir. Olay yalnızca ifade edilmiş ve nakledilmiş bir şey olarak tecrübe değil, aynı zamanda öznelerarası mübadele, diyalogun vuku'dur. Söylem ânı diyalog ânıdır. Diyalog iki olayı, konuşma ve dinlemeyi, birbirine bağlayan bir olaydır. Bu diyalojik olaydan dolayı, anlam olarak anlama homojendir. Dolayısıyla som şudur: söylemin kendisinin diyalog olayında anlamlı olarak iletilebilen boyutları nelerdir?
Bu somya verilebilecek ilk cevap açıktır. İletilebilen şey her şeyden önce söylemin önerme içeriğidir, ve biz asıl kriterimize —