📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
J.-P. C - Tartışmamızın bu evresinde konumumu özetleyecek olursam, diyebilirim ki, yetişkin insanın beyni, iç içe geçmiş ve her biri şansa bağlı çeşitlenme süreçlerine tabi en azından dört evrimin sonucudur: paleontolojik çağlar boyunca türlerin evrimi ve bunun bizim genetik yapımız üzerindeki etkisi; bireyin gelişimine katkıda bulunan nöron bağlantılarının epigenetik oluşumu yoluyla bireyin evrimi; yine epigenetik olan ve psikolojik zamanın yanı sıra binlerce yıllık anılan kapsayan beyin-dışı kültürel evrim; ve son olarak, yine epigenetik olup psikolojik zamanda meydana çıkan ve hem bireysel hem kültürel, hem bilişsel hem duygusal anılan işe koşan kişisel düşüncenin evrimi.
Temeldeki anafikir şudur: Bu evrimler iç içe geçmiş olup, her biri genel bir çeşitlenme-ayıklanma-genişleme şemasına göre yürür. Bu, Darwin'in türlerin evrimini açıklamakta kullandığı şemadır. Başka birçok yazarla24 birlikte benim de önerdiğim varsayım, söz konusu şemanın epigenetik tipte evrimler çerçevesinde de geçerli kalabileceğidir, tabii -bir kez daha- nöronal organizasyonla "psikolojik" denen fonksiyon arasında duruma uygun bir ilişkinin kurulduğu organizasyon düzeyinin tanımlanması şartıyla. Aynı şekilde, beynimizin işleyiş stilinin "yansıtıcı" olduğunu da belirttim. Bu işleyiş tarzında beyin birtakım tasarımlar üretir ki, bunlar eylemden önce gelir, eylemi "önceler", kasıtlı ve istemli diye niteleyebileceğimiz bir projeyi sabitleştirir. Aslında biz de burada her zaman karşılıklı bir beklenti, bir umutlanma durumundayız. Aramızda bakış teatileri oluyor, sizin yanıtınızı önceliyorum veya öncelemiyorum ve her halükârda sizi ikna etmeye değilse bile düşündüğümü size anlatmaya çalışıyorum.
Bu "yansıtıcı" işleyiş üslubu, yine istisna olarak insanda çok gelişmiş ve benim gözümde çok önemli
Dram yeteri kadar büyük değilse, psikolojik bağışıklık sistemi harekete geçirilmez. Ve harekete geçirilmeyince de, bizi dramdan kurtarmak için hiçbir şey yapmaz.
Düzeni somut olarak tanımlamadan ona göndermede bulunmak boştur; normların, somut durumda ya da bilinçte kanıtlanmaksızın yaygınlaşmalarına göndermede bulunmanın da hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Sırf insanlar eksikliğini çektikleri için yutturulan nesnel olarak bağlayıcı bir düzenin, kendini kendi içinde ve insanların karşısında kanıtlamadığı sürece hiçbir hakkı yoktur ve kültür endüstrisinin hiçbir ürününün böyle bir kanıtlamayla işi olmaz. Kültür endüstrisinin pekiştirdiği düzen kavramları her zaman statükonun kavramlarıdır. Bu kavramlar, onları benimseyenlerden hiçbiri için artık tözsel olmasalar da, sorgulanmadan, analiz edilmeden, diyalektik olmayan bir biçimde kabul edilir. Kültür endüstrisinin kategorik buyruğunun, Kant’ınkinden farklı olarak, özgürlükle artık hiçbir ortak yanı yoktur. Bu buyruk der ki: Neye uyum sağladığını bilmeden uyum sağlamalısın; zaten var olana ve onun gücüne, her yerde hazır ve nazır oluşuna tepki olarak herkesin zaten düşündüğüne uyum sağlamaktır bu. Kültür endüstrisinin ideolojisi sayesinde, bilincin yerini uyum sağlama alır: kültür endüstrisinden kaynaklanan düzen, onun olduğunu iddia ettiği şeyle ya da insanların gerçek çıkarlarıyla asla yüzleştirilmez. Oysa düzen kendinde iyi bir şey değildir. Ancak doğru bir düzen, iyi bir düzen olurdu. Kültür endüstrisinin bunu dert edinmeyişi, düzenin abstracto övüşü, ilettiği mesajların zayıflığını ve yanlışlığını kanıtlar yalnızca. Kültür endüstrisi çaresizlerin rehberi olduğunu iddia ederken ve onlara kendi asıl çelişkileriyle karıştırmaları gereken çelişkiler uydururken, yaşamlarında asla çözülemeyecek olan çelişkileri yalnızca görünüşte çözer. Kültür endüstrisinin ürünlerinde insanlar, iyi niyetli bir kolektifin temsilcileri olarak zorluklarla karşılaşırlar ve bu zorluklardan, genele boş