Kadın sonluluğu açıklığa kavuşturur, erkek sonsuzluğun peşinde koşar. Zaten böyle olmalı. Her biri kendi acılarını yaşar. Kadın acılar içinde çocuk doğurur, adam acılar içinde fikir doğurur ve kuşkunun kaygısını veya umutsuzluğun işkencesini hissetmek kadının işi değildir. Kadın fikrin dışında durmaz; ama fikri ikinci el olarak alır. Ama kadın bu şekilde sonluluğu açıklığa kavuşturduğu için, erkeğin en derin yaşamıdır; ama yaşamın, tıpkı kökün yaşamı gibi, daima gizli ve özel kalması gerekir. Bu nedenle kadının özgürleştirilmesine dair tüm aşağılayıcı konuşmalardan nefret ediyorum. Böyle bir gelişmeden Tanrı korusun. Ancak böyle bir gelişme olmayacak, olmamalı ve olamaz. Bırak, kötü ruhlular, erkek olmanın ne demek olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan aptallar, kadının mükemmelliğinin mükemmel olmayışında yattığını hiç bilmeyenler uğraşıp dursun. Erkek kategorisi içinde erkekten mükemmel olabileceğine inanacak, kaybının giderilemez olduğunu anlayamayacak kadar basit fikirli, boş ve zavallı tek bir kadın olabilir mi? Hiçbir sıradan ayartıcı kadın için bundan daha tehlikeli bir doktrinle ortaya çıkamaz. Çünkü önce kendisinin bunu yapma gücü olduğuna, kendi kaprisine göre yapabileceğine, kadının erkeğin keyfinin kurbanı olma dışında erkek için hiçbir değeri olmadığına, buna karşın bir kadının erkeğin her şeyi olabileceğine, kadını inandırması gerekir. Zavallı şeytanlar! Ne yapacaklarını bilmiyorlar, kendileri erkek olmanın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Bunun yerine kadını yozlaştıracak ve onunla oldukları gibi, yarı erkek olarak kalma konusunda birleşecekler; kadınları da aynı acınacak duruma sokacaklar.
Erkeğin doğanın sahibi ve efendisi olma iddiasından vazgeçtiğini, yerini bir kadına bıraktığını varsayalım. Kadın doğanın metresidir; doğa kadını anlar, kadın da onu;