Sanırım insanların bana neden güldüklerini anlamış olmak iyi bir şey.
Bu; benim aptal olmamdan ve aptalca davrandığımı anlamamamdan kaynaklanan bir şeydi.
İnsanlar, aptalların kendileri gibi davranmamasını komik buluyorlardı.
Hepsi bu …
Kitap, adıyla müsemma bir şekilde; yasın, ayrılığın ve kaybın ardından gelen o sancılı iyileşme sürecini merkeze alıyor. Yazar , büyük trajedilerden ziyade hayatın içindeki küçük anlara, bir vazodaki çiçeğe, bir fincan kahveye veya eski bir fotoğrafa odaklanarak aidiyet duygusunu sorgulatıyor. Karakterler genellikle bir geçiş dönemindeler; eskiyle bağlarını koparmaya çalışırken, yeninin getirdiği belirsizlikte kendilerini arıyorlar.
Melisa Kesmez’in dili yormuyor, aksine dinlendiriyor. Az kelimeyle çok şey anlatma becerisi, bu kitapta zirveye ulaşmış.
Kalabalıkların içindeki o tanıdık yalnızlığı, evlerin içindeki sessizliği ve "her şey yolundaymış" gibi yaparken içimizde kopan fırtınaları çok iyi analiz ediyor.
Kitap boyunca hüzün bir gölge gibi bizi takip etse de, yazar bizi o karanlıkta bırakmıyor. Adındaki o "çiçeklenme" vaadini her hikayenin sonunda bir şekilde hissettiriyor.
Son olarak şunu söyleyebilirim ki; Kitapta kurulan doğa-insan ilişkisi çok kıymetli. Bir bitkinin hayata tutunma inadı ile bir insanın kalbini yeniden hayata açma çabası arasındaki o ince benzerlik, okurken insanın ruhuna su serpiyor.
İnsanların, beni anlayabilmesi için basit ve dolambaçlı yollara sapmadan yazmam gerektiğini anladım.
Bu; bana dil’in bazen bir yol olmaktan çıkıp bir engel oluşturduğunu hatırlattı.
Kendimi entellektüel bariyerin diğer tarafında görmek oldukça tuhaf bir duygu ..!
Şimdi herkes bana ne kadar farklı görünüyor.
Meğer; profesörlerin entellektüel birer dev olduklarını düşünmekle ne kadar yanılmışım..
Onlar da birer insan, hem de dünyadaki diğer insanların bunu fark etmesinden korkan insanlar ..