Kitap, adıyla müsemma bir şekilde; yasın, ayrılığın ve kaybın ardından gelen o sancılı iyileşme sürecini merkeze alıyor. Yazar , büyük trajedilerden ziyade hayatın içindeki küçük anlara, bir vazodaki çiçeğe, bir fincan kahveye veya eski bir fotoğrafa odaklanarak aidiyet duygusunu sorgulatıyor. Karakterler genellikle bir geçiş dönemindeler; eskiyle bağlarını koparmaya çalışırken, yeninin getirdiği belirsizlikte kendilerini arıyorlar.
Melisa Kesmez’in dili yormuyor, aksine dinlendiriyor. Az kelimeyle çok şey anlatma becerisi, bu kitapta zirveye ulaşmış.
Kalabalıkların içindeki o tanıdık yalnızlığı, evlerin içindeki sessizliği ve "her şey yolundaymış" gibi yaparken içimizde kopan fırtınaları çok iyi analiz ediyor.
Kitap boyunca hüzün bir gölge gibi bizi takip etse de, yazar bizi o karanlıkta bırakmıyor. Adındaki o "çiçeklenme" vaadini her hikayenin sonunda bir şekilde hissettiriyor.
Son olarak şunu söyleyebilirim ki; Kitapta kurulan doğa-insan ilişkisi çok kıymetli. Bir bitkinin hayata tutunma inadı ile bir insanın kalbini yeniden hayata açma çabası arasındaki o ince benzerlik, okurken insanın ruhuna su serpiyor.
Ahmet Ümit, bu öykü kitabında bizi alışık olduğumuz "polisiye" kurgusunun biraz dışına çıkarıp, insan ruhunun en tekinsiz köşesine, yani aşka götürüyor. Kitabın ismi ilk bakışta kışkırtıcı gelse de sayfaları çevirdikçe bu benzetmenin arkasındaki o saf sadakati, yeri geldiğinde alçalmayı ve vazgeçemeyişi görüyorsunuz.
Her öyküde aşkın farklı bir yüzüyle karşılaşıyoruz: Kimi zaman bir cinayetin motivasyonu, kimi zaman ise yaşayan bir ölünün tek sığınağı.
Yazarın o kendine has polisiye dokunuşları öykülerin gizemini korurken, odağın her zaman "insan psikolojisi" olması kitabı bir solukta bitirmenizi sağlıyor.
Ümit’in İstanbul betimlemeleriyle birleşen o akıcı üslubu, karakterlerin içsel hesaplaşmalarını adeta birer suç mahalli gibi önümüze seriyor. "Aşk mı daha tehlikeli yoksa bir katil mi?" sorusunu sorduran, bittiğinde uzun süre düşündüren sarsıcı bir eser. Aşkın bazen en büyük ödül, bazen de en ağır ceza olduğunu hissetmek isteyen her okurun kütüphanesinde olmalı.
Aşk KöpekliktirAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202017,2bin okunma
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatıp rafa kaldırmazsınız; sanki o sokağın bir köşesinde sizin için bir sandalye atılmış gibi hissedersiniz.
İclal Aydın, Salkım Sokak No:3 ile bize tam olarak bunu yaşatıyor; bir roman kapağını değil, çocukluğumuzun tozlu ama huzurlu perdesini aralıyor.
Kitap, isminden kapağına kadar buram buram samimiyet kokuyor. O iki küçük çocuğun gün batımındaki silueti, aslında kaybettiğimiz ya da bir yerlerde unuttuğumuz o saf neşenin temsili.
İclal Aydın, günümüzün o hızlı ve mekanik dünyasından bizi çekip alıyor. Sokakta oynanan oyunların, komşu teyzenin uzattığı bir dilim salçalı ekmeğin kokusunu burnunuza kadar getiriyor.
Yazar, sadece bir adres anlatmıyor. O adreste yaşayanların kırgınlıklarını, umutlarını ve birbirine pamuk ipliğiyle değil, yürekten bağlı oluşlarını ilmek ilmek işliyor.
Akıcı, yormayan ama bir o kadar da kalbe dokunan bir üslup, çünkü hepimizin özlediği o "mahalle" duygusuna hitap ediyor.
Kitabı okurken kendimi sürekli kendi çocukluğumdaki o sokakta yürürken buldum. Salkım Sokak aslında hepimizin bir zamanlar yaşadığı, sonra büyüyüp terk ettiği ama kalbinin bir köşesinde hep sakladığı o sığınak.
Büyüdükçe sokaklar küçülür sanırdım, oysa büyüdükçe küçülen bizim kalplerimizmiş. Salkım Sokak No:3’te bıraktığımız o çocuklar hala orada, güneşin batışını bekliyor.
Eğer hayatınızın bu döneminde "huzur" ve "aidiyet" temalı bir kurgu arıyorsanız, bu adrese mutlaka bir şans verin. Bazı binalar okunmak için değil, yaşanmak için yazılmıştır.
Distopya denince akla ilk gelen romanlardan biri. Halk olarak siyasetin ve devlet yönetiminin bazı durumlarını anlamamızda çok etkili olacağını düşünüyorum. 2023'ü, daha sonraki yılları ve bizi bekleyen geleceği anlamak için mutlaka okunmalı. “Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorsan,onları yendin demektir”
Kalbimi bir köşesine bıraktığım acının en masum haliyle tanıştığım ilk ve en özel roman. Yaşadıklarından veya yaşayamadıklarından ne derece memnunsun önce bunu bir sor kendine ?
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025274,8bin okunma