Kemal Sayar, yazar kimliğinin yanı sıra bir psikiyatri hekimi. Bu da Kendi Işığına Yürü’yü yalnızca bir deneme değil, aynı zamanda güçlü bir psikolojik yol haritası haline getiriyor.
Kitap baştan sona altı çizilesi cümlelerle dolu.
Öyle ki okudukça bereketleniyor bu cümleler…
Ya da belki ben kitabı erken bitirmek istemedim.
Sayar, okuru yormadan ama derinleştirerek, kendi iç dünyasının arayışına çıkarıyor. Umut aşılayan özlü sözleriyle, insanın yolunu yeniden düşünmesine alan açıyor.
“Hepimiz dünyadan aldıklarımızla bir şey olduğumuzu sanıyoruz,
halbuki tam tersine dünyaya verdiklerimizle bir şey oluyoruz.”
(Syf. 203)
Hayatta bazen bir insan, bazen bir kitap dokunur insana.
Asıl mesele, ruha dokunabilmesi…
İnsanı kendisiyle yüzleştirebilmesi.
Hepimizin zor zamanları var.
Mühim olan, o karanlıkta bir ışık yakabilmek
ve onunla yolumuza devam edebilmek.
Yazarın dediği gibi:
“Etrafı zifiri bir karanlık kapladığında sakın korkma.
Kendi ışığına yürü.”
Bu kitap; umut, aydınlanma ve içsel cesaret arayan herkes için güçlü bir rehber.
Yavaşlatan, düşündüren ve iyi gelen bir yolculuk.
Alice Harikalar Diyarında
Herkes Alice’i tanır.
Ama bu masum görünen hikâyenin ardındaki sembollerle hiç yüzleştiniz mi?
“Alice Harikalar Diyarında Sendromu” diye bir hastalık vardır.
Kişinin bedenini ve çevresini olduğundan büyük, küçük ya da çarpık algılamasıyla ortaya çıkar.
Alice’in yaşadıklarıyla ürkütücü biçimde benzer…
Kitaptaki birçok unsur aslında dönemin psikolojisine ve toplumsal yapısına gönderme yapar.
Tavşan deliği ergenliğe geçişi, anahtarlar ve kapılar Freudcu yaklaşımla bastırılmış dürtüleri, elma ise Havva’ya yapılan bir göndermeyi temsil eder.
Yani bu kitap, sanıldığı gibi yalnızca bir çocuk masalı değildir.
Aksine yetişkinler için güçlü bir alt metin taşır ve tek bir sorunun etrafında döner:
“Ben kimim?”
Belki de bu yüzden Alice, görünenin ardındaki gerçeği en iyi anlatan hikâyelerden biridir.
Çocukken okuduysanız, mutlaka bir de yetişkinken okuyun.
Mutluluğu Kaybettiğin Yerde Arama, mutluluğu dışarıda değil; insanın kendi içinde araması gerektiğini sakin ama net bir dille hatırlatıyor.
Okurken şunu fark ettim:
Bazen her şeyle savaşmaya çalışıyoruz.
Her konuda en iyisini yapmamız gerektiğine inanıyoruz.
Oysa insan her şeye yetişemez, her duyguyu da “düzeltmek” zorunda değildir.
Beyhan Budak, kırgınlıkların, hayal kırıklıklarının ve değersizlik hislerinin hayatın bir parçası olduğunu söylüyor.
Önemli olan onlarla kavga etmek değil; onları tanımak.
Bu kitap bana şunu bıraktı:
Güçlü yanlarıma daha çok bakmayı
Her şeyi kontrol etmeye çalışmamayı
Bazen “olan oldu” deyip şimdi ne yapabilirim? diye sormayı
Kendine iyi gelmek isteyen, duygularını anlamaya çalışan herkes için sade ama çok dokunan bir rehber.
Siz mutluluğu en çok nerede aradığınızı fark ettiniz?