Dede,lafza-i Celâl'e hürmeten ebced değeri aynı diyerek hilali sancağına ve kubbesine taşıyor,laleyi çinilere nakşedip duvarına işliyor;torun dedemi taklit edeceğim diye lale figürlü kaldırım taşlarıyla,hilal desenli halılarla ayağının altına alıyor dedesinin yere düşecek diye endişe ettiği manayı! Bu mudur medeniyetin ihyası? Nasıl'dan ve niçin'den uzak,bilgiden ve yorumdan habersiz,bedii zevk ve muhabbetten nasipsiz bu işler bilmem nasıl olacak
Kahramanlar ellerine aldıkları kılıç yahut kalemle,tespih yahut fırçayla, cetvel yahut mikrofonla insan topluluklarına dil,tarih,ülkü,duygu ve gelenek birliği olmadan millet olunamayacağını ihtar eder ve bu gaye uğrunda yaşarlar. Yavuz Sultan Selim Han ve Baki, Mimar Sinan ve Itri, Akşemseddin ve Karahisari,Ebus Suud Efendi ve Levni bu zaviyeden bakınca gerçek birer kahramandır ve hepsi birdir. Birisi kılıcını kıskandıran iradesiyle,diğeri kağıtları utandıran kalemiyle,birisi şiiri mahcup eden kubbesiyle,diğeri kubbeleri secde ettiren musikisiyle,birisi okları aciz eden nazarıyla,diğeri zarafete boyun büktüren çizgisiyle,birisi tarihe iz bırakan vakarıyla,diğeri tarihten iz taşıyan letafetiyle ama hep aynı dert ve gayenin etrafında cem olmuş abidevi şahsiyetlerdir.