İnsanların ellerinden hoşlanmıyordu. Onlardan kuşkulanıyordu. Zaman zaman et verdikleri doğruydu ama daha çok acı veriyorlardı. Eller uzak durulması gereken şeylerdi. Taşlar fırlatıyorlar; sopalar, dallar ve kırbaçlar kullanıyorlar; tokat atıyorlar...
"Çünkü karısının gözleri parlıyor ve ancak mutlu kadınların gözler parlar!" diyordu annem. Ve ben bunu hiç unutmadım, mutluluğunu merak ettiğim kadınların gözlerinde o ışıltıyı daima ararım. Çünkü annem haklıdır.
Kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz. Adına ev,aile,akrabalar,töreler diyerek... Sonra bu duvarların arasında boğulup çıldırıyor, ama yıkılmasın diye de uğruna hayatımızı siper ediyoruz...